4 Mart 2021 Perşembe
PAPATYA KOKUSU
3 Şubat 2021 Çarşamba
BU TOPRAKLARDAN BİR ŞADAN GÖKOVALI GEÇTİ.
1 Şubat 2021 Pazartesi
DATÇA'DA AKIL ALMAZ BİR CİNAYET VE BİR LİNÇ HİKAYESİ
MÖ 6'ncı yüzyıldı.
Knidos’ta bir gece yarısı Khrysippos oğlu Euboulos adlı gencin cesedi bulundu.
Kafası yarılmış, cinayete kurban gitmişti.
Aile büyük bir üzüntü içindeydi.
Katil kim olabilirdi?
Kim biricik evlatlarını öldürmüştü?
Olağan şüpheli Euboulos’la arası hiç iyi olmayan yaşıtı ve adaşı diğer Euboulos’tu.
Anaksandridas oğlu Euboulos.
Üstelik ceset şüphelinin hemen evinin önünde bulunmuştu.
Khrysippos ailesi ve onları destekleyenler kararlarını verdiler.
Katil Anaksandridas oğlu Euboulos’tan başkası olamazdı.
Öyleyse kanın bedeli kan olmalıydı!
Büyük bir kalabalıkla evini bastılar ve cinayet zanlısı olarak gördükleri genci, suçlamaları reddetse bile orada linç ederek öldürdüler.
Olaylar bununla da bitmedi.
Khrysippos ailesi ile Anaksandridas aileleri arasında büyük kavgalar, tartışmalar çıktı.
İki cinayet Knidos'ta düzeni bozan bir gerginliğe neden olmuş, halk arasında kutuplaşma ve karışıklık yaratmıştı.
Hava barut gibiydi.
Kent adeta kaynıyordu.
Can güvenliği kalmayan Anaksandridas ailesi, kentte asayişin sağlanması için Roma mercilerine başvurdu.
Datça’dan gemiye atlayıp, soluğu Roma’da alan iki yetkili, Knidos’taki bu cinayetleri İmparator Augustus’a anlattılar.
Augustus olayı iyice dinledikten sonra en güvendiği isimlerden biri olan müfettiş Asinius Gallus’u cinayetleri soruşturması için Datça’ya gönderdi.
Gallus önce tanıkları topladı ve tek tek ifadelerini aldı.
Tanıklar çelişkili konuşuyordu.
Bunun üzerine iki aileyi dinledi.
Ancak aileler de kesinlikte suçlamaları kabul etmiyor aksine ısrarla birbirlerini suçluyorlardı.
Gallus cinayeti çözmek için farklı bir yöntem bulması gerekiyordu.
Sonunda buldu ve iki evde bulunan kölelerin olan bitenleri duymuş ya da görmüş olabileceklerine karar vererek, köleleri sorguladı.
Bu yöntem işe yaramıştı.
Gallus cinayetleri çözmüştü.
Ancak, kentte kimseye bir şey söylemeden Datça’dan ayrılarak tekrar Roma’ya döndü.
Knidos’ta herkes meraklı bir bekleyişe başladı.
Gallus Roma’ya sunduğu raporda ne yazıyordu?
Katil kimdi ve hangi aile suçluydu?
Yaklaşık bir ay sonra Roma’dan Datça’ya bir mektup ulaştı.
Yazan İmparator Augustos’tu.
Mektupta tüm olay en ince ayrıntılarıyla anlatılmaktaydı.
Olay gecesi, Anaksandridas’ların evinin önüne gelip ilk sataşmayı başlatan, bağırıp çağıran Khrysippos oğlu Euboulos ile abisi Phileinos’tu.
İkili evdekileri taciz ediyor, mülke zarar veriyordu.
Bunun üzerine Anaksandridas evdeki kölelere dışarıdakileri uzaklaştırması için talimat verdi.Kölelerden evde lazımlık olarak kullanılan kovaları Euboulos ile abisi Phileinos’un üzerine boşaltmaları istedi.
İşte ne olduysa o anda oldu.
Kölelerden birinin elinden kayan lazımlık, Euboulos’un kafasına düşüp ölmesine neden oldu.
Cinayette Anaksandridas oğlu Euboulos’un hiç suçu yoktu.
Günahsız olduğu halde linçe kurban gitmişti.
İmparator Augustus mektubununun sonunda kent sakinlerine çok sert uyarılarda bulundu ve Knidos’ta artık gerginliğe asla izin verilmeyeceğini, kavgayı sürdürenleri de sert şekilde cezalandıracağını açıkladı.
Bir daha böyle bir şey yaşanmaması için de olayın kayıtlara geçmesini istedi.
Augustos’un emriyle Knidoslular kentin merkezine bu cinayeti anlatan bir yazıt diktiler.
Derler ki,
Datça Yarımadası o günden sonra linç kültüründen uzak durdu.
Kaynak: DR.OĞUZ YARLIGAŞ- İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Eski Çağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.
22 Ocak 2021 Cuma
BEN KNİDOS FENERİYİM.
"Uzanmış koca burun açık denize doğru,

Bak deniz savaşlarına, yaşlı korsanlara,
22 Aralık 2020 Salı
PERSEPHONE'NİN GÖZYAŞLARI.
Her ifade, her kas, her detay mükemmeldi.
21 Aralık 2020 Pazartesi
TANIK MISINIZ, SALDA ÖLÜYOR.
Biri Kanada’da, Ontario'da.
Diğeri bizde, Burdur'da.
İki göl.
İki krater gölü.
Özellikleri sularının sodalı ve magnezyum ağırlıklı olması.
Bizdeki Salda Gölü.
2 milyon yaşında.
184 metre derinliği ile Türkiye'nin en derin, dünyanın ise en berrak sularından biri.
Beyaz kumsalı ve turkuaz rengi ile Türkiye'nin Maldivleri.
Kanada'daki bir mücevher gibi korunuyor.
Selfie bile çektirmezler.
Ya bizde ki?
1996'da Glasgow Üniversitesi'nden gelen bir grup bilim insanı 4 yıllık bir araştırma sonunda Salda'da bulunan beyaz kayaların yapısının, Mars'ta bulunan kayaların yapısıyla büyük benzerlik taşıdığını kanıtladı.
Bunun üzerine İngiliz televizyon kanalı BBC, 2000 yılında gölle ilgili bilimsel bir belgesel çekti.
Yani Salda Gölü, sadece doğal güzellikleriyle turistlerin değil, farklı özellikleri ile bilim dünyasının da ilgisini çekiyor.
Bu yüzden mutlak korunması ve daha çok araştırılması gerekiyor.
Hal böyle iken, anlı şanlı iktidarımız burayı TOKİ aracılığıyla ihaleye çıkardı.
Millet Bahçesi olacakmış!
140 bin metrekareya inşaat yapılacak.
27 bina.
2 dev foseptik.
Yüzlerce kamyon.
Binlerce ton hafriyat.
Toz, toprak, pislik.
Ve inşaatlarda kullanılacak kimyasal.
Bunların göl suyuna karışmaması imkansız.
Bunlarla Salda'nın yaşaması imkansız.
Bunun sonu Salda'nın sonudur.
Bunun sonu bir efsanenin sonudur.
Yazık.
Geçen yıl kaybettiğimiz araştırmacı yazar ve şair Mustafa Ceylan'ın kaleminden Salda Efsanesi'ni hatırlamakta yarar var.
Gün değil sanki, göklerin bizim gölle
Bizim gölle yaptığı, oynaştığı düğündü
Düğümdü belki de bilemedik,
Bilemedik sığındık bir kuytuya
Kuytudan korkularla bakıyorduk Salda’ya.
Durmaksızın o kadar uzun zaman yağdı.
Yağdı..
Yağdı…
Yağdı ha yağdı.
Yağdı tepelerden aşağıya, oluştu seller
Seller ki önüne katıp her şeyi
Her şeyi alıp, sürükleyip getirmişti,
Getirmişti kökünden söküp ağaçları,
Ağaçlar, kütükler, taşlar, kayalar, ne varsa
Ne varsa yamaçlardan ortasına gölün
Gölün en karanlık noktasına çekiyordu,
Çekiyordu, yutuyordu her şeyi girdap,
Hep gölün ortası karanlıktır zaten,
Zaten kimse bilmez Salda’nın
Salda’ nın yuttukları gider nereye? Çıkmaz,
Çıkamaz asla dışarı bir daha.
Hamam suyu sanki
Fakat ilerledikçe
Tam tersi buz kesmede
Söylenen o ki,
İki adım soğuk,
İki adım sıcak...Bazı gecelerde uğultuyla göl kıyısı
Uyanır, uyumaz; kıvranır sabaha kadar
Ortada insan eseri ne bir yapı, ne bir makine,
Yok… Yok ki yok...
Çok yüksekden çağıl çağıl akan bir şelale
Uğuldayan bir ses, uyutmaz ki göğü, yeri
Neyin nesidir bu, uyandırır seherleri.
Kimisi “bir adam boyunda” der ekler
Duyan çok ama dev sazanları
Görene de henüz rastlanmadı,
Koyu maviden bu yana
Bu yana asla gelmezler,
Yakalamak için
Açılmak gerek
Sandalla
Salda’ya...
Aynen öyle anlatırlar işte:
Dalamamış Salda’ya
Dipte geçit vermez ağaç kökleri
Yüzlerce metre aşağıda
Ve kutup soğuğu buz
Su canlı, su diri, su aşk
Öylesine şahane...
Su var suyun içinde
Sulara efsâne.."
20 Aralık 2020 Pazar
GÖKYÜZÜNÜN EFENDİLERİ KUCAKLAŞIYOR
Atlas’a evreni taşıma görevini veren odur.
Yay burcunun efendisidir.
Mezopotamya’nın uğurudur.
Sümerler’in Enlil’i.
Roma’nın sevgili Tanrısı.
*. * *
Satürn.
Jupiter’in babası.
Tarım ve bereket Tanrısı.
Barış, adalet, düzen ve güvenliğin temsilcisi.
Zamanı kontrol eden, disiplin ve ahlak kurallarını belirleyen efendi.
Adına festivaller, bayramlar düzenlenen bir yüce.
*. *. *
Antik çağda hemen hemen tüm uygarlıkların Tanrı kabul ettiği bu iki gezegenin 21 Aralık gecesi randevuları var.
800 yıl aradan sonra ilk kez birbirlerine bu kadar yakınlaşacaklar.
Yani "Gökyüzü’nün Efendileri" kucaklaşacak.
21 Aralık en uzun gece.
Kış Gündönümünün başlangıcı.
İnsanoğlu tarih boyu bu iki gezegenin kucaklaşmasını yeni bir dönem olarak benimsedi.
Onların her buluşmasında kahinler felaket tellallığı yaptı.
Kıyamet, dünyanın sonu geldi diyenler bile oldu.
Büyücüler, falcılar, rüyacılar , şaklabanlar masal üstüne masal yazdı.
Astroloji denilen ve bilimin en temel ilkeleriyle çelişen bir sahte bilim türü hayal gücünün sonsuzluğunda turladı.
Kendine astrolog ünvanı verenler, neler neler söylediler.
Bundan 2000 yıl önce Knidos’ta yaşayan bilge, matematikçi, astronom Eudoxus, bu buluşmalara özel anlamlar yüklememiş, aksine gezegenlerin hareketlerine ilişkin ilk sistematik açıklamaları yapan insan olmuştu.
Eudoxus yaşadığı topluma “sizin tanrı diye inandığınız gezegenler, dünya gibi birer taş kütlesi” demişti.
*. *. *
Neyse.
Burçları, falları, kehanetleri bir tarafa bırakalım.
Bugün gökyüzünde muhteşem bir şölen gerçekleşiyor.
Güneş Sistemimizin efendileri birbirine kavuşuyor.
Hava bulutsuz olursa, ya kahvenizi, ya şarabınızı alın yanınıza, bir anlam yüklemeden bu şöleni izleyin.
“DNA’mızdaki nitrojen, dişlerimizdeki kalsiyum, kanımızdaki demir, elmalı turtamızdaki karbon, çöken yıldızların içlerinden yapıldı. Hepimiz birer yıldız tozuyuz."
Aslında Jupiter ve Satürn gezegenleri de ne tanrı, ne efendi, ne de yüce.
Tıpkı bizler gibi çöken yıldızların içlerinden kopan yıldız tozları.
ŞU NOKTAYA İYİ BAKIN.
Öne çıkan
DATÇA 1942: EN SESSİZ GECE
1942 yılının Ocak gecesi… Simi adasının taş sokaklarında faşizm geziyordu. Alman üniforması taşıyan İtalyan askerlerin ayak sesl...
-
İki milyon yıl önce Ege ve Akdeniz sularının altında tek tabaka olarak yatıyordu. Milyonlarca yıl sanki uykudaydı...
-
Fikret Kızılok, Ahmet Kaya, Zülfü Livaneli. Aynı dönemin müzisyeniydiler. Halk türküleri yaktılar. Sevda, barış, kardeşlik türküleri. B...








