21 Kasım 2018 Çarşamba

YA ÇALIŞARAK YAŞAMAK, YA SAVAŞARAK ÖLMEK.




Yıl 1831’di.
Fransa’da fırtına öncesi sessizlik vardı.
Devriminin üzerinden bir yıl geçmişti ama işçiler, köylüler hala eziliyor, hala sömürülüyordu.
Devrim onların hayatını değiştirmemişti.
İşçi sınıfı özellikle Lyon kentinde örgütlüydü.
Çünkü Lyon’da dokuma sanayi çok ilerlemişti.
Kentin nufüsu 65 bine yakındı.
Bunun 30 bini dokuma işçisiydi.
Dokuma işçileri çok zor şartlarda çalışıyorlardı.
Günde 2-3 frank karşılığında 16 saat ter dökmek zorundaydılar.
Üstelik iş bulanlar boğaz tokluğuna çalışırken, iş bulamayanlar sokaklarda dileniyordu.
İşçiler defalarca ücretlerinin artırılma için girişimde bulundu.
Ancak fabrikatörler bu isteklere duyarsız kalıyordu.
Sonunda Lyon Belediye Başkanı girdi devreye.
22 dokuma işçisi ile 22 işvereni bir masada buluşturdu.
Hararetli tartışmalardan sonra taraflar ortak bir ücret konusunda anlaştılar.
Ancak, kısa bir süre sonra işverenler anlaşmayı ihlal etti.
İşçiler greve gideceklerini söyleyince de, lokavt uyguladılar ve birçok iş yerini kapattılar.
Artık ok yaydan çıkmıştı.
Tarih 21 Kasım 1831’di.

Sabahın erken saatlerinde 30 bin dokuma işçişi işyerlerini terk ederek şehir merkezine yürüyüşe geçti.
Önlerinde kara bir pankart vardı.
“Ya çalışarak yaşayacağız, ya da savaşarak öleceğiz!”
Geçtikleri her sokakta da halka bildiri dağıtıyorlardı.
Bildiride de şöyle diyordu.
"Uğrunda savaştığımız sorun tüm insanlığın sorunudur. Fransa’nın mutluluğu, güvenli geleceğidir. Bu sabah özgürlüğün güneşi doğdu şehrimize. Hiçbir gücün onun ışığını yok etmesine izin vermeyeceğiz. Yaşasın gerçek özgürlük!"
İşçiler taşkın sel gibiydi.
Polis güçleri engel olmaya çalışsa da onları durduramadı.
Dalga dalga meydana girdiler.
30 bin kişiydiler.
Lyon’u kuşattılar.
Ancak, bundan sonra ne yapacaklarını bilmiyorlardı.
Siyasi bir programları yoktu.
Fransız burjuvazisini nasıl pes ettireceklerini düşünmemişlerdi.
Devletin sert müdahalesi bekliyorlardı ama buna karşılık vermeye hazır değildiler.
Kentin girişlerini barikatlarla çevirdiler.
Ve beklemeye başladılar.
Üç gün sürdü direniş.
Üç gün sonra 24 Kasım 1831’de Fransız Ordusu 30 bin askerle Lyon’a girdi.
Asker acımasızdı.
Komutanları “vur” emri vermişti.
Karşı çıkanı orada öldürdüler.
Tam 535 işçi öldürüldü.
Binlercesi yaralandı.
Burjuvazi direnişi kanla bastırdı.

Çalışarak yaşamak isteyenler, savaşarak öldüler.



Hani Nazım Hikmet’in Bedrettin için feryadı var ya.
Tarihsel, sosyal, ekonomik şartların
zaruri neticesi bu!
deme bilirim!
O dediğin nesnenin önünde kafamla eğilirim.
Ama bu yürek
o, bu dilden anlamaz pek.”

Fransa’da bu dilden anlamayan yürekler Lyon’da yenilseler bile 1871 Paris Komünü’nün fitilini ateşlediler.
Lyon Direnişi'nde hayatını kaybeden 535 işçinin anısına saygıyla.

40 PARALIK ADAMLAR


Toplumumuzda çok kullanılan bir sözdür.
"Kaç paralık adam ki"
Sanki adamlığın ölçü birimi paraymış gibi.
Parası olana beyefendi denir.
Parası olmayan adam bile değildir.
Yaşlılar daha iyi bilir.
Eskiden öğrenciler de parayla değerlendirildi.
"40 paralık adamlar" denilirdi.
Eylem yapan, hakkını arayan öğrencinin genel adıydı bu.
"40 paralık adamlar"
Peki, neden 10, 20, 30 değil de, 40 paralık adamdı öğrenciler?.

*.  *.  *

Tarih; Teşrinisani 1924'tü.
Yani 1924 yılının Kasım ayı.
Bundan tam 90 yıl önce.
İstanbul'da tramvay şehir ulaşımı Konstantinopol isimli bir Belçika şirketine aitti.
Cumhuriyet kurulduktan sonra yabancı şirketlerle masaya oturulmuş ve sözleşmeye bazı şartlar konmuştu.
Bu şartlardan birine gö

re öğrenciler kimliklerini göstermek şartıyla yarı fiyatına tramvaya binecekti.
Belçika şirketi Türkiye Cumhuriyeti devletinin tüm şartlarını kabul etti..
Tramvayda tam bilet 80 para, öğrenci 40 paraydı.
Ancak Osmanlı döneminde her istediği yapılan Belçika şirketi sorun çıkarıyordu.
Öğrencilerden de tam bilet parası, yani 80 para istiyordu.
15 Kasım 1924'te Tıp Fakültesi öğrencileri örgütlendi.
İstanbul'un tüm duraklarında tramvaya binecekler ve 40 para ödeyeceklerdi.
Harbiye durağından binen bir grup öğrenci 40 para verince biletci kabul etmedi ve tramvayda olaylar çıktı.
Kavganın büyümesi üzerine vatman tramvayı durdurdu.
Olay yerine yetişen şirket işçileri ile öğrenciler arasında arbade yaşandı.
Yoldan geçen bazı vatandaşlar da hakkını arayan öğrencilere tepki gösteriyordu.
"Ne olacak, bunlar 40 paralık adamlar"
Bir anda iki el silah sesi duyuldu ve iki öğrenci vurularak yaralandı.
Silahı ateşleyen polis Harbiye karakolunua sığınarak linçten zor kurtuldu.

*.  *.  *

Ertesi gün İstanbul'daki tüm üniversite öğrencileri ayaklanmıştı.
Belçika şirketinin Beyoğlu'ndaki Metrohan'da bulunan merkezini basıp herşeyi talan ettiler.
Şirket yetkilileri canlarını zor kurtarıp Sirkeci'de bulunan Sansaryanhan'daki İstanbul Emniyet Müdürlüğü'ne sığındı.
Polisin ve şirket yetkililerinin tüm girişimlerine ve sözlerine rağmen olaylar 3-4 gün yatışmadı.


Sonunda 21 Kasım 1924'te, yani 94 yıl önce bugün Konstantinopol şirketi pes etti.
Artık öğrenciler her yerde tramvaya 40 paraya binecekti.
Bu, Cumhuriyetin ilk toplu öğrenci eylemiydi ve başarıyla sonuçlanmıştı.
İki öğrenciyi yaralayan  polis memuru Hüseyin Efendi ise, "Silahım kendiliğinden ateş aldı" deyince, hapisten kurtuldu ama meslekten el çektirildi.
Bugün öğrenciler toplu ulaşım araçlarına yarım biletle biniyorsa, bu 1924 yılındaki o "40 Paralık adamlar"ın sayesindedir..
Eskilerin öğrencilere "40 paralık adamlar" demesinin nedeni de budur.

*.   *.    *

Aradan tam 94 yıl geçti.
Bugün üniversite öğrencileri böyle bir eylem yapsa düşünün neler olur?
Biber gazı, toma suyu ve plastik mermi.
Onlarca yaralı, belki de ölü.
...Ve gazetelerde "Vandallar" manşetleri.
'Demokrasimiz ileri gidiyor' diyen kimdi?

Öne çıkan

PİYANOLARI DA ZİNCİRE VURURLAR

Bir piyanoyu neden susturmak ister bir rejim? Bu sorunun cevabı, sadece müzikte değil, müziğin taşıdığı anlamda gizli. Çünkü b...