Knidos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Knidos etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Mart 2018 Pazartesi

GÜNEŞİN GÖZYAŞLARI



Tarih MÖ.4'dü.
Dorlar Ege ile Akdeniz'in buluştuğu Datça yarımadasının ucuna muhteşem bir kent kurdular.
Adını Knidos koydular.
Çağının en önemli bilim, sanat, kültür ve ticaret merkeziydi..
Güzel kokulu ağaçlarla yemyeşildi.
Daima çiçek açan ve yemiş veren mersin ağaçlarıyla çevriliydi.
Defnenin anavatanıydı.
Tarihçi Lusien'e göre , buradaki ağaçların hiçbirisi yaşlanmıyor, hep genç kalıyordu.
Biri askeri, diğeri ticari iki limanı vardı.
Ve iki tiyatrosu.
Tiyatroların biri 20 bin kişilikti.
Diğeri 5 bin kişilik.
Gezegenlerin hep aynı yörüngede hareket eden yuvarlak cisimler olduğunu ilk söyleyen astronom, matematikçi ve filozof Eudoxus, en iyi yontulmuş Çıplak Afrodit Heykeli’ni yapan heykeltıraş Praxiteles, diğer ünlü heykeltraşlar Skopas, Bryaxis ile dünyanın yedi harikasından biri olan Mısır’daki İskenderiye Feneri’nin mimarı Sastratos, doktor Euryphon ve ünlü ressam Polygnotos Knidos'da yaşamıştı.
Praxiteles'in Çıplak Afrodit Heykeli o kadar güzeldi ki, yüzlerce heykeltraş ve turisti kente çekiyordu.
Şehir planlaması muhteşemdi.
Hippodamos'un ızgara plan düzenine göre kurulmuştu.
Geniş ana caddeler.
Caddelere dik inen sokaklar.
..Ve hem bir caddeye, hem de bir sokağa cephesi olan evler.
Hakça ve adaletli bir şehir planıydı.
Doğu-batı doğrultusunda birbirine paralel dört geniş cadde, kuzey-güney doğrultusundaki bir cadde ile dik açılı olarak kesişmişti.
Arazi konumuna uygun bir biçimde cadde ve sokaklar bazen merdivenle, bazen de dik olarak birbirlerini kesmişlerdi.
Çıplak Afrodit Heykeli, Apollon ve Korint Tapınakları, Güneş Saati, Aslan Heykeli tüm Akdeniz'de nam salmıştı.
Ege ve Akdeniz'in dalgaları bu şehirde kucaklaşırdı.
Dalgaların getirdiği beyaz köpükler bu kentte dans ediyordu.
Anadolu'nun güneşi en son bu şehirde batıyordu.



Tarih 1615'di.
Amerika Kıtasındaki Hollandalılar Kuzey Atlantik kıyısında bir kent kurdular..
Adına New Amsterdam koydular.
Kent Knidos'un şehir planlamasına göre kurulmuştu.
Knidos'un yerleşimi bire bir uygulanmıştı.
Izgara plandı ve hakça bir yerleşimdi.
Kent 1664 yılında Birleşik Krallığa geçince New York adını aldı.
New York bugün dünyanın en önemli bilim, sanat, kültür ve ticaret merkezlerinden biri.
Özgürlük Heykeli, Empire State Binası, Central Park ve Times Meydanı, Modern Sanat Müzesi, Guggenheim Müzesi ve Modern Tarih Müzeleri her yıl milyonlarca 
turist çekiyor.

*. *. *

Tarih 1843'tü.
Osmanlı Sultanı 1.Abdülmecit kendisi için Dolmabahçe Sarayı'nın yapılmasını emretti.
Mimar Garabet Amira Balyan ile oğlu Nigoğos Balyan görevlendirildi..
Proje Avrupa mimari tarzlarının karışımıydı.
İnşaatta çok miktarda mermer sütun ve merdiven kullanılacaktı.
Ülkede mermer ocağı çoktu ama yontulmuş, bir sanat eseri haline getirilmişi yoktu.
Gözler Knidos'a çevrildi.
Sultan 1.Abdülmecit'in fermanıyla Knidos'un büyük tiyatrosunun mermerleri yerinden söküldü, İzzettin vapuruyla kondu ve Dolmabahçe Sarayı'nda kullanıldı.


Knidos artık yıkık, yitik, talan edilmiş bir kent.
Dünyanın en iyisi denen Çıplak Afrodit heykeli Bizans sarayında yandı..
Ünlü Aslan Heykelini İngilizler kaçırdı.
Birçok heykel ve önemli eser Yunan müzelerinde.
Bize kala kala toprak üstündeki harabeleri kaldı.
Kentin bir bölümü hala toprak altında.
Kazılsa, kimbilir neler çıkacak?.
Bugün Mezgit'te Datça Belediye Başkanı Gürsel Uçar  ile beraberlik..
Çok şey konuştuk..
Ama en önemlisi Knidos'tu.
Ankara Knidos'un kazıları için yılda sadece 30 bin lira gönderiyormuş..
Datça Belediyesi kısıtlı ekonomisi ve imkanlarıyla bu paranın iki katını harcıyormuş.
Üzülmemek elde değil..
Ve düşünmeden de edemiyor insan.
Evet Ankara suçlu da.
Yüzde 85'i televizyon izleyen, sadece yüzde 1'i kitap okuyan bir toplum Knidos'a layık olabilir mi?
Sadece kendi menfaatini, kendi mutluluğunu, kendi yaşamını düşünen, üretmeden tüketen insanlar, Knidos'un değerini bilebilir mi?


*. *. *

Anadolu güneşi her akşam yine Knidos'tan batıyor.
Yolunuz düşerse gün batımını mutlaka izleyin.
Belki güneşin gözyaşlarını göremeyeceksiniz.

(Knidos'u En İyi Yazan Ödülü sahibi değerli hocam Prof.Dr. Şadan Gökovalı'ya saygılarımı iletiyorum)

23 Mart 2018 Cuma

Datça'daki 'GOCA EV' in hikayesi.


Tarih 1550’lerdi.
Kanuni Sultan Süleyman, Kaptan-ı derya olarak büyük başarı elde eden Giritli Tuhfezade soyundan Ali Ağaki’ye (Allaki de deniliyor)  ödül olarak Datça Yarımadası’nı verdi.(Yarımadanın eski ismi Elaki)
Böylece yörede Tuhfezade ailesinin hakimiyeti, yani ağalık düzeni başlamış oldu.
Mehmet Ali Ağa, Ali Alaki’nin torunlarındandı.
1800’lü yılların sonunda Datça yarımadasının tek hakimiydi.

Kurnaz, gözükara biriydi.
Acımasızdı.
İzmir’e ve çevre adalara yörenin incir, badem, zeytin ve palamutlarını pazarlardı.
Köylünün topladığı ürünleri İzmir’de şirketi olan İngiliz işadamı Whitall’a satardı.
İnsanları boğaz tokluğunu çalıştırırdı.
Yarımada’dan hiç dışarı çıkmamış köylüleri, askere alınma ihtimallerini gerekçe göstererek engellerdi.
Eğer bir köylü, ürünü ondan habersiz başka birine daha yüksek ücretle satarsa, ağır vergilerle parayı ondan geri alırdı.
Böylece herkes onun verdiği ücrete mahkumdu.
Herkes ona bağımlıydı.
Her yere kadı ve imamı yanına alarak at sırtında gider, Tuhfezade sülalesinden silahlı korumalar da onlara eşlik ederlerdi,
Geçtikleri her köyde, köylüler onları ağırlamak zorundaydı.(1)

Tarih 1857 idi.
Knidos açıklarına İngiliz Kraliyet Donanmasının “Supply” isimli bir savaş gemisi demir attı.
Gelen arkeolog Charles Newton’du.
Yanında 200 tayfa ve 2000 sterlin vardı.
Charles Newton, çift kürekli küçük bir keşif teknesiyle Knidos sahillerine çıktı ve kampı kurdu.
Köylüler hemen Mehmet Ali Ağa’ya haber ulaştırdılar.
Ağa önce bir haberci gönderdi, Newton’a.
Haberci yanında hediye olarak 10 tavuk getirmişti.
Ardından Mehmet Ali Ağa ve adamları Knidos’a ulaştı.
Onların yanında da yine hediye olarak bir koyun, onlarca yumurta, bal ve incir vardı.
Charles Newton derdini anlattı.
Kazılar için Mehmet Ali Ağa’dan 100 adam istedi.
Ağa, hemen kabul etti.
Ancak, onun da Newton’dan iki isteği vardı.
Biri, Reşadiye’de yapacağı cami inşaatı için Knidos’tan çıkacak taşlar.
Diğeri, düşmanı olan Muğla Ağası’nın İzmir paşası tarafından uyarılması için destek.
Newton “bakarız” dedi.
Birkaç gün sonra Mehmet Ali Ağa, Datça köylerinden iri yapılı 100 insanı Knidos kazılarında çalışmaları için Charles Newton’a verdi.
Newton işçilere çok düşük ücret veriyordu.
Ancak, işçiler parayı aldıkları zaman şaşırıyordu.
Çünkü çoğu hayatlarında ilk kez para görmüştü.
Charles Newton bir ara 50 Datçalı işçiyi bir süreliğine Didim’deki kazılara götürmüş, o işçilerden çoğu hayatlarında ilk kez yarımadadan dışarı çıktıklarını söylemişti. (2)

Mehmet Ali Ağa’nın desteği ve onun emrine verdiği 100 Datçalı ile Newton 384 günde Knidos’u talan etti.
10 tonluk Knidos Aslanı ve Oturan Demeter heykellerinin çıkarılması, gemiye taşınmasında hep Datçalı köylüler çalıştı.
Her sorunda Mehmet Ali Ağa devreye giriyor, Newton’a yardımcı oluyordu.
İngiliz arkeolog sonunda iki heykelle birlikte 212 sandık tarihi eseri “Supply” isimli savaş gemisine yükleyerek, İngiltere’nin yolunu tuttu.
Anılarında Mehmet Ali Ağa ile kurduğu dostluğun kazılarda büyük yararı olduğunu yazdı.



200 yıllık bir bina.
Rum ustalar tarafından yapılmış.
Geniş bir arazi içinde 1000 metrekarelik kullanım alanı olan, iki katlı muhteşem bir konak.
Dönemin ilk cam pencereli yapısı.
Tüm Akdeniz’de bugüne ulaşan en eski sivil mimari örneklerden biri.
Datça’da “Goca Ev” diye biliniyor.
İşte bu “Goca Ev” yukarıda sözünü ettiğimiz Mehmet Ali Ağa’nın konağıydı.
1800’lü yılların başında babası Mehmet Halil Ağa tarafından yaptırılmıştı.
Tuhfezade ailesinin en güçlü dönemini Mehmet Ali Ağa zamanında yaşamış olması nedeniyle konağa onun adı verildi.

Yüzyıllarca Tuhfezade ailesinin ikametgahı oldu.
Ailenin yok olmasından itibaren Konak, Tereke Hakimliği'nce satışa çıkarıldı ve birkaç kez el değiştirdi, 
Zaman içinde tütün deposu, sinema, okul, düğün salonu olarak kullanıldı.
Yıprandı, çürümeye başladı.
2002 yılında turizmci Mehmet Pir tarafından satın alındı ve aslına uygun bir şekilde onarılarak, hizmete açıldı.
Mehmet Ali Ağa Konağı ya da yerli halkın deyimiyle "Goca Ev" bugün Datça'nın en önemli otellerinden biri.
Ancak yüksek fiyat politikası nedeniyle müşteri çekemiyor ve Datça turizmine katkı sağlayamıyor.
Kaynaklar
(1)-Türkiye Kırsalında Kliyentalizm ve Siyasi Katılım- Horst Unbehaun
 (2)-Karya’dan Bodrum’a-Charles Newton’un anıları.



21 Mart 2018 Çarşamba

İki Denizin Yitik Kenti: KNİDOS


"Yarımadaların en güzelinde, en güzel tanrıça için kurulmuş kent."
Antik dönemin önemli tarihçisi Strabon böyle anlatıyordu, Knidos'u.
Şehir planında Hippodamos'un imzası vardı.
Izgara plan deniliyordu bu yerleşime.
Kent, birbirleriyle dik açı yaparak kesişen doğrusal caddelerden ya da kare veya dikdörgen yapı adalarından oluşuyordu.
Her ev bir cadde ya da sokağa bakıyordu.
Eşitlikçi bir plandı.
Bu plan Avrupa'nın çok kentine örnek oldu.

Knidos sanat, kültür ve bilim yuvasıydı.
Bu Karya kenti, anıtsal yapıları, sanat eserleri, ticari ürünleri ve yetiştirdiği düşünür ve bilim insanlarıyla antik çağın en dikkat çeken yerleşimiydi. Dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri'nin mimarı, Knidoslu Sostratos'tu.
Fener, bir mühendislik harikasıydı.
Yıldızlarla yarışıyordu adeta.
Kaidesinde şu yazıyordu.
"Knidoslu Sostratos 'tan büyük kurtarıcı tanrılara."

Antik dönemin en iyi heykeltraşlarından biri Praxiteles'in yaptığı çıplak Afrodit heykeli Knidos'taydı.
Praxiteles sanki mermere yaşam vermişti.
Heykeli binlerce turist görmeye geliyordu.
Hatta bazıları canlı sanıp,  bir kadını öper gibi sarılıp öpüyordu.

Yine antik dönemin en iyi ressamlarından Polygontos Knidos'luydu.
Kilden vazolar üzerine muhteşem resimler çizerdi.
O inanılmaz güzel vazolar zenginlerin evlerini süslerdi.

Tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoxos Knidos'luydu.
Eudoxos kent için bir anayasa hazırlamıştı.
Bu anayasa adeta Knidos'ta yaşama manifestosuydu.
Eudoxos' un geliştirdiği ve çağının  en büyük buluşu kabul edilen güneş saati, bugün hala Knidos'ta.

Dönemin ünlü hekimi Euryphon Knidos'luydu.
O ve öğrencileri zamanın ikinci büyük tıp okulunu Knidos'ta kurmuştu.
Pers kralını amansız hastalıktan kurtaran hekim Ktesias da bu topraklarda yaşamıştı.

Güçlü ekonomisi vardı.
Bir dönem nüfusu 40 bine kadar çıkmıştı.
Şarabı ve sirkesi çok ünlüydü.
Şarabının kan yaptığı ve sindirime iyi geldiği söylenirdi.
Tüm Akdeniz'e, hatta kuzey Karadeniz'e bile şarap ihraç ederdi.
Şarap üretiminin çokluğu nedeniyle amphora üretimi de çok gelişmişti.
Knidos amphoralarında mühür "kare içinde bir gemi pruvası"ydı.
Antik dönemin ünlü kabartmalı Oinophoros kaplar Knidos'ta üretilir ve dünyanın çeşitli merkezlerine ihraç edilirdi.
Halk arasında tuzlu lahana denilen sarı çiçekli, otsu bitkinin en iyisi burada yetişiyordu.
Soğanı da çok meşhurdu.

Bu görkemli kent zaman içinde harabe oldu.
Depremler yıktı ama asıl zararı tarihi eser kaçakçıları verdi.
Büyük Tiyatronun yapımında Paros ve Pentelikon mermerleri kullanılmıştı.Hepsi yekpareydi.
O mermerler önce Osmanlı'nın Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın konağı için Kahire'ye götürüldü.
Sonra Dolmabahçe Sarayı'nın yapımında kullanıldı.
İzzettin Vapuru, mermerleri taşımak için defalarca sefer yaptı.
Büyük Tiyatronun oturma sıraları, Dolmabahçe Sarayı'nın iç merdivenleri oldu.
Osmanlı'nın vurdum duymazlığı nedeniyle tüm değerleri tek tek yurtdışına kaçırıldı.
Çoğunda Osmanlı padişahının izni vardı.
Knidos Aslanı, Çıplak Afrodit, Oturan Demeter heykelleri bunların başındaydı.
Ayrıca yüzlerce heykel, sunak, sütun, seramik, mozaik, altın takı, sikke gibi tarihi eser talan edildi.
Soygun Cumhuriyet döneminde de devam etti.
Knidos'tan kaçırılanlar bugün Avrupa ve Amerika müzelerinde sergileniyor.
Son 30 yılda Türk arkeologların çıkardıkları ise Marmaris ve Bodrum müzelerinde sergileniyor.
Bir kısmı da ODTÜ ve Selçuk Üniversitesi’nin depolarında çürüyor.


3000 yıl önce Ege ve Akdeniz’in en görkemli kentlerinden biriydi .
Şimdi yıkık ve bitik.
Talan edilmiş.
Terk edilmiş.
Sessiz ve sahipsiz.

Knidos… İki denizin yitik kenti.

16 Mart 2018 Cuma

İŞTE BELGELERİYLE KNİDOS SOYGUNU

Canlı tanıklar  anlatıyor
1974 yılıydı.
Yaz ayları.
Yunan cuntası Kıbrıs’ta darbe yapmıştı.
EOKA, adayı Helen Cumhuriyeti’ne ilhak ettiğini açıklamıştı.
Türkiye’nin tepkisi sertti.
Türk Silahlı Kuvvetleri Kıbrıs’a harekata hazırlanıyordu.
Türk-Yunan düşmanlığı hat safhadaydı.
İki ülkenin gazeteleri, siyasileri birbirlerine nefret kusuyordu.
Artık savaş kaçınılmazdı.
İşte o günlerde Tilos Adası’ndan Knidos’a bir yat yaklaştı..
Yat, Yunanistan bayraklıydı..
Knidos’ta kazı vardı..
Jandarma hemen alarma geçti..
Jandarma çavuşu kazıyı denetleyen bakanlık yetkilisi Ercan Çokbankir’e koştu..
“Efendim” dedi, “Yunan bandıralı bir yat geldi, ne yapalım?.
Ercan Çokbankir, “bu ortamda gelebiliyorlarsa demek ki, art niyetli değiller” diye cevap verdi.
Jandarma yatın limana girmesini onayladı.
Gelenler bilim insanı, akademisyendi.
Çevreyi gezdiler, Knidos kazısını izlediler..
Akşam kendilerine iyi misafirperverlik gösteren bakanlık yetkilisi Ercan Çokbankir’i yatta yemeğe davet ettiler.
Yemekte sohbetler edildi, uzolar içildi..
Bir ara Selanik Üniversitesi’nden bir profesör Ercan Çokbankir’e sordu.
Kazı başkanı bayanı tanıyor gibiyim.Kimdir kendisi?
Çokbankir, “Amerikalı.Prof.Iris Cornelia Love.” dedi..
Yunan profesör gülmeye başladı..
Sonra ağzındaki lokmayı çıkardı..
O bizde de yıllarca kazı yaptı.Sonra öğrendik ki, arkeolog değil. Tarihi eser kaçakçısı. Hemen kovduk!”



İDEALİST BİR İNSAN SOYGUNU BELGELİYOR
Ercan Çokbankir zaten aylar önce Iris Cornelia Love’ın Knidos’u soyduğunu anlamıştı.
Bu konuyu yetkililerle de görüşmüştü.
İsterseniz, kendisinden dinleyelim.
“1970-1974 yılları meslek hayatımın en parlak günleri idi. Yeni açılmış, Konya Ereğli müzesini dizayn ettikten sonra beni 3 ay sonra Konya Mevlana Mezesi’ndeki Arkeoloji müzesine tayin etmişlerdi. O yıllar hayatta yaşadığım en onurlu ve en gurur duyduğum görev yıllarımdı. Çünkü meslek hayatımın ilk yıllarında Knidos gibi Türkiye’nin en büyük ve önemli kazısında görevlendiriliyordum. Knidos’ta 7 yıldır kazılar devam ediyordu. Kazıları yapan kendini Amerika’daki Türkiye’ye yardım konsorsiyumu başkanının eşi olarak tanıtan Iris C. Love adlı bir bayan, Türkiye’nin o yıllarda en büyük kazılarından biri Knidos kazılarının başındaydı. Sevinçten uçuyordum. Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürü o yıllarda Hikmet Gürçay, yardımcısı Burhan Tezcan, kazılar sorumlusu Çetin Anlağan’dı.
Haziran ayı başında kazılar başlamadan 10 gün önce Datça’ya gittim. Kazı heyeti gelmeden Knidos’u inceledim. Civarındaki köyleri gezdim ve yöre halkından kazı ile ilgili bilgiler aldım.
İlginç bilgiler alıyordum. Kazı heyeti en az 30-40 kişi olurmuş. Gelenlerin çoğu bayanmış, İris C. Love sevici bir kadınmış, geceleri alem yapıp manzarası güzel yerlere çıkıp hemcinsleri ile sevişirmiş. En önemlisi de ona köylülerin getirdiği incir sepetleri içindeki sikke ve kıymetli eserleri yurt dışına yatlarla kaçırırmış. İlk işim, onun yatlara çıkmasını yasaklamak veya benim nezaretimde çıkabileceğini söylemek olacaktı. Çünkü ben kazıya bakanlık temsilcisi olarak katılıyordum. Onu gözetim altına alacaktım.”
KNİDOS’TAN ÇIKAN ESERLERİN ENVANTERİ TUTULMADI.
“Knidos’un içinde bir de kazı yerinin deposu vardı. Daha önceki yıllarda kazılarda çıkan eserler burada toplanırmış. Aslında kazı esnasında çıkan eserlerin önemli olanların envanteri yapılır, en yakın müzeye gönderilmesi gerekirdi. Bekçisinden burayı açmasını istedim. Önce karşı çıktı, sonra kazı başlamadan birkaç gün önce bana depoyu açıp gezdirdi. Depoda eski eserler vardı. Kural gereği her yıl kazıda çıkan eserler ve objeler kayıt altına alınır ve en yakın müzeye teslim edilirdi. Maalesef bu kurala uyulmamış, iç çamaşırları içine sarılan bulgular raflarda yerlerde adeta atılmıştı. Iris C. Love gördüğüm manzara karşısında bana göre arkeolog olamazdı.”
SOYGUNU ÖNLEMEYE KALKTI. DİYARBAKIR’A SÜRÜLDÜ.
“Kazının başladığı ilk gün kazı başkanı Iris C. Love’la konuşup, depodaki eserlerin envanteri çıkarılıp en yakın Bodrum Müzesi’ne eserler teslim edilmeden kazı yapamayacağını uyardım. Büyük bir olgunlukla beni tiye alırcasına memnuniyetle dedi. Fakat bildiğini okuyordu. Henüz kazı başlayalı 3 gün olmuştu. Jandarma Datça’ya kaymakamlığa gitmemi haber verdi. Datça’ya gittim, Kaymakam Arif Köndel Bey beni Müsteşar Hikmet Gürçay beyle görüştürdü. Hikmet bey “Ercan fazla ileri gitme, Iris Hanım kazısına devam etsin” dedi. Ben itiraz ettim. Eldeki mevcut buluntuların envanterini yapmadan ve Bodrum müzesine teslim etmeden bunu kabul edemeyeceğimi söyledim. Hikmet bey, “Ben senin üstünüm bu söylediklerimi yerine getireceksin” dedi ve telefonu kapattı.
Ancak pes etmedim.. Gururla söylüyorum. Başımdan geçen olaylara rağmen o yıl Iris Love’ın Türkiye’de son kazı yılı oldu.. O yıldan sonra da Knidos’ta artık Türk arkeologlar kazı yaptı..
Ama Knidos kazısı benim meslek hayatımın da sonu oldu. Bergama’ya tayin beklerken Diyarbakır’a tayinimi çıkarıyorlardı. İstifa ettim!”
*. *. *
Ne kadar acı değil mi?.
Ülkesini, ülkesinin zenginliklerini koruyan bir insan ödüllendirileceği yerde cezalandırıyor..
Ercan Çokbankir tek değil..
Onun gibi ne namuslu insanlar ötelendi bu ülkede..
Mesela Nihat Önder..
1974 yılları sonu ile 1976 yılları arasında Datça Kaymakamlığı yaptı..
Knidos soygunun canlı tanıklarından biriydi..
Soygunu engellemeye kalktı, sürüldü..
İsterseniz kendisi anlatsın.
KNİDOS’TAN ÇIKANLAR ONASSİS’İN YATIYLA KAÇIRILDI.
“Datça’da ilk göreve başladığımda dinlediğim, yerinde ve canlı tanıklarıyla yaptığım araştırmalarla doğruluğunu saptadığım şey Knidos soygunu oldu;
1973 yılında, Iris Cornelia Love adında Amerikalı bir bayan, gerekli izinlere sahip olarak, arkeolojik kazı yapmak üzere Datça’ya gelir. Yanında yirmi tane genç ve güzel bayan vardır. Geç saatlere kadar devam eden kazı bırakıldığında, Iris Love kazıya katılan köylüler ve Amerikalı genç kızlara içkili ve yemekli partiler verirdi. Köylülerin aklı ve gözü içki, yemek ve kadınlara çevrilmişken çıkan eserler, Knidos açıklarına demirleyen, Yunan asıllı Amerikalı armatör Onassis’in yatına taşınırdı.”
DATÇA KAYMAKAMI UYARDI, DİNLEMEDİLER!
“Ben bunların araştırmasını yaparken bir de, Iris Love’ın doğum gününde bakan tarafından, kendisine doğum günü pastası gönderecek derecede hükümet tarafından sevildiği söylenmişti.
Benim Datça’ya intikalimin hemen öncesinde Iris Love kazıya ara vermişti. Ben bunları öğrenince Ankara’ ya, Eski Eserler Genel Müdürlüğü’ne gittim. Genel Müdür yerinde yoktu. Genel Müdürü beklerken genç bir uzmanla sohbet ediyorduk. Ben konuyu anlatınca bana, “Kaymakam Bey, bakın size bir anımı anlatayım; Geçen aylarda Amerika’ya gitmiştik. Bu sizin Iris Love bizim haberimizi almış, bizi buldu. Şato gibi evinde bize bir ziyafet verdi. Gecenin çok geç saatlerinde, iyice kafayı bulunca bize, eski eserlerin bulunduğu, evinin bir bölümünü açtı. Bizi gezdirirken, nedense bir koridora yönelmiyordu. Ben arkada kalıp şöyle bir uzanınca, kapının birinin üzerinde “Knidos Seksiyonu” yazısını gördüm. Gerisini siz düşünün.”
Uzun bir beklemeden sonra Genel Müdürün geldiğini söylediler. İçeri girince, ta kapıya kadar adeta koşarak gelip boynuma sarıldı, “Buyurun sayın Kaymakamım, buyurun. Allah sizi bize gönderdi. Sizin gibi aydın, eski eserlerden anlayan Kaymakamları nereden bulacağız. Datça’da arkeolojik kazı yapan, Amerikalı bir bayan var, inanın bizden çok bu memleketi seviyor. Eski eserlerimizi ülkeye kazandırmak için gece gündüz çalışıyor, hala bu memlekete yaranamıyor. Maalesef sizin meslektaşlarınız böyle bir insana yardımcı olacağına dedikodusunu yapıyor.”
Deyince, “Bir dakika sayın Genel Müdür, benim eski eserden anladığım anlımda yazmıyor. O meslektaşlarım ne dedikodu yapmışlar bilmiyorum, bazı şeyleri duydukları muhakkak ama hiçbir işlemde yapmamışlar. Ben bu kadına karşı sizin yardımınızı istemeye gelmiştim, ama görüyorum ki, kadın korumanız altında. Size şunu söyleyeyim, bu kadın Datça’ya girdiği anda Jandarma vasıtasıyla ilçe sınırları dışına bırakılacaktır” dedim ve çıktım.
Datça’ya, döndükten sonra da en az haftada 3 gece, şoförü almadan, jeep ile o berbat, uçurumlu yollardan Knidos u denetlemeye giderdim.
Sedat kardeş, sadece Iris Love mi bu eski eser katili: Köylüler; “Biz dedelerimizden dinlerdik, Osmanlı paşaları, en güzel kirecin mermerden çıktığını söyleyerek bu eserleri İstanbul’a götürüp yakar, köşklerini badana yaparlardı” diye anlatırlardı.”
SORUMLULAR NEREDE?
Canlı tanıkların anlattıkları bunlar.
Elde belgeler de var.
Çıkan sonuç şu.
Prof. Iris C.Love arkeolog olmadığı halde Knidos’ta kazı yapma izni aldı..
Güzelim kenti delik deşik etti.
Dinamit kullandığı bile söylendi.
Çıkardığı tarihi eserleri yurtdışına kaçırdı.
Ve ne yazık ki, devlet körleri sağırları oynadı.
Hatta soygunu önlemeye çalışanları cezalandırdı.
Bunun bir bedeli olmalı.
Ama bizim ülkemizde maalesef olmaz.
Peki ya vicdan?
Arkeolog olmayan, tescilli tarihi eser hırsızı Iris Love’a Knidos’ta kazı izni verenler.
Soyguna göz yumanlar.
Vicdanınız hiç sızlamıyor mu?

15 Mart 2018 Perşembe

DATÇA’DAN ZORLA GÖTÜRÜLEN TARİHİ ESERLER DATÇA’YA GERİ GELMELİ


Yıl 1998’di.
Yağışlı,fırtınalı bir kış günü.
Ege ve Akdeniz'in hırçın dalgaları Knidos sahillerine vuruyor.
Berbat bir hava.
Ören yerinde in cin top atıyor.
İşte böyle bir havada Apollon Tapınağı’nın hemen yanından 600 kilo ağırlığında bir sunak taşı çalınıyor.
Kimsenin olmadığı bir anda koskoca mermer sunak bir kamyona yüklenerek kaçırılıyor.
Özellikle Yazıköylüler olaya büyük tepki gösteriyor.
Olay ulusal basına yansıyor.
Gazeteler hırsızlığı deştikçe ilginç ayrıntılar ortaya çıkıyor.
Hırsızlığın olacağı aylar önce jandarmaya bildirilmişti.
Ancak nedense tedbir alınmamıştı.
Bunun üzerine dönemin Muğla Valisi Kültür Bakanlığı’na başvurarak, “biz Knidos’tan çıkan tarihi eserleri koruyamıyoruz, bunları buradan alın” diye bir resmi yazı gönderiyor.
Aradan bir kaç ay geçiyor.
Bir sabah yine esrarengizbir kamyon Kdinos’a geliyor.
İçinde şapkalı bir kadın ve 4-5 işçi var.
Marmaris’ten geliyorlar.
Bakanlık talimatıyla Knidos’tan çıkan tarihi eserleri Marmaris Müzesi’ne götürecekler.
Haberi duyan Yazıköylüler ve Datçalılar olay yerine koşuyor.
Kamyona yüklenen tarihi eserleri geri indiriyorlar
Köylüler “devlet bu eserleri koruyamıyorsa, biz koruruz” diye yetkililere de rest çekiyorlar.

(1999 Yılında Datça Balıkaşıran Gazetesi'nde çıkan haber)

Herkes artık olayın kapandığını sanıyor.
Datça’ya turist gelmesini sağlayan tarihi eserler artık Knidos’ta kalacaktı.
Ancak, iki ay sonra bir sabah vakti, bir bölük jandarmanın eşliğinde yine bir kamyon ören yerine geliyor.
Jandarma çevrede olağanüstü güvenlik almış.
Yolları bile kesmişler.
Bunu gören köylüler dağ tepe aşarak Knidos’a ulaşmayı başarıyor.
Bazılarının elinde sopalar var. 
Kadınlar ve erkekler.
Yazıköy'de kalanlar Knidos’a giren kamyonun kaçamaması için köyün otobüsünün tekerleğini söndürerek yolu kapatıyor.
Knidos’ta tam bir arbede yaşanıyor.
Marmaris müzesinden gelenler tarihi eserleri kamyona yüklemeye, köylüler de engellemeye çalışıyor.
Önce kadınlar jandarma ile kavgaya tutuşuyor, sonra erkekler.
Devlet ve vatandaş birbirine giriyor.
Jandarma dipçikle müdahale ediyor.
Ancak, köylüler pes etmiyor.
Bir anda komutandan “ateş” emri geliyor.
Jandarma havaya ateş açıyor.
Sonra Komutan bağırıyor.
İşimizi engellemeye kalkan olursa vururuz!”
Datçalılar’ın artık yapacak bir şeyleri yok.
Kendi topraklarına ait tarihi eserler bir bir kamyona konularak Marmaris Müzesi’ne götürülüyor.
Bazılarının yolda kırılıyor
Zorla götürülen tarihi miras 18 yıldır Marmaris’te sergileniyor.
Knidos’a meraklı turistler eserleri görmek için Marmaris’e akarken,  Knidos soyulmuş, yıpranmış bir taş yığını olarak kaderine boyun eğiyor.

*.  *.  *

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım sık sık yurtdışına kaçırılmış bazı tarihi eserlerin ülkeye geri gerektiğini söylediler.
Bazılarını da getirdiler
Herakles Lahidi, Altın Taç ve Dağ Keçisi figürü son örnekler.
Peki Datça’dan zorla götürülen Knidos eserleri ne olacak?
Onlar gerçek topraklarına geri dönmeyecek mi?
Datçalılar günlerdir Esenada’daki yıkıntı, harabe hükümet konağının bir kültür sanat merkezi ve müze olması için çalmadık kapı bırakmadı.
İmza kampanyası başlattılar.
Beşbine yakın insan Esenada’nın bir kültür sanat merkezi ve müze olması için imza attı.
Konu ulusal basına taşındı.
Ayrıca kimse heveslenmesin,
Esenada arazisi yıllar önce hazırlanan imar planında kültür ve sanata ayrılmış durumda.
Oraya kimse otel ya da başka bir ticari amaçlı bina yapamaz.
Yasalar izin vermiyor.
Datçalılar hiç vermez.
(Ulusal basında yer alan Esenada haberleri)

Öyleyse daha ne bekleniyor?
Knidos’un tarihi mirası Esenada’da sergilense Datça’nın neler kazanabileceğini düşünebiliyor musun?
Muğla milletvekilleri, Datça’nın yerel yöneticileri!
Datçalılar’ın sesine kulak verme zamanı gelmedi mi?



Öne çıkan

DATÇA 1942: EN SESSİZ GECE

1942 yılının Ocak gecesi… Simi adasının taş sokaklarında faşizm geziyordu. Alman üniforması taşıyan İtalyan askerlerin ayak sesl...