Datça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Datça etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2018 Cuma

Datça'daki 'GOCA EV' in hikayesi.


Tarih 1550’lerdi.
Kanuni Sultan Süleyman, Kaptan-ı derya olarak büyük başarı elde eden Giritli Tuhfezade soyundan Ali Ağaki’ye (Allaki de deniliyor)  ödül olarak Datça Yarımadası’nı verdi.(Yarımadanın eski ismi Elaki)
Böylece yörede Tuhfezade ailesinin hakimiyeti, yani ağalık düzeni başlamış oldu.
Mehmet Ali Ağa, Ali Alaki’nin torunlarındandı.
1800’lü yılların sonunda Datça yarımadasının tek hakimiydi.

Kurnaz, gözükara biriydi.
Acımasızdı.
İzmir’e ve çevre adalara yörenin incir, badem, zeytin ve palamutlarını pazarlardı.
Köylünün topladığı ürünleri İzmir’de şirketi olan İngiliz işadamı Whitall’a satardı.
İnsanları boğaz tokluğunu çalıştırırdı.
Yarımada’dan hiç dışarı çıkmamış köylüleri, askere alınma ihtimallerini gerekçe göstererek engellerdi.
Eğer bir köylü, ürünü ondan habersiz başka birine daha yüksek ücretle satarsa, ağır vergilerle parayı ondan geri alırdı.
Böylece herkes onun verdiği ücrete mahkumdu.
Herkes ona bağımlıydı.
Her yere kadı ve imamı yanına alarak at sırtında gider, Tuhfezade sülalesinden silahlı korumalar da onlara eşlik ederlerdi,
Geçtikleri her köyde, köylüler onları ağırlamak zorundaydı.(1)

Tarih 1857 idi.
Knidos açıklarına İngiliz Kraliyet Donanmasının “Supply” isimli bir savaş gemisi demir attı.
Gelen arkeolog Charles Newton’du.
Yanında 200 tayfa ve 2000 sterlin vardı.
Charles Newton, çift kürekli küçük bir keşif teknesiyle Knidos sahillerine çıktı ve kampı kurdu.
Köylüler hemen Mehmet Ali Ağa’ya haber ulaştırdılar.
Ağa önce bir haberci gönderdi, Newton’a.
Haberci yanında hediye olarak 10 tavuk getirmişti.
Ardından Mehmet Ali Ağa ve adamları Knidos’a ulaştı.
Onların yanında da yine hediye olarak bir koyun, onlarca yumurta, bal ve incir vardı.
Charles Newton derdini anlattı.
Kazılar için Mehmet Ali Ağa’dan 100 adam istedi.
Ağa, hemen kabul etti.
Ancak, onun da Newton’dan iki isteği vardı.
Biri, Reşadiye’de yapacağı cami inşaatı için Knidos’tan çıkacak taşlar.
Diğeri, düşmanı olan Muğla Ağası’nın İzmir paşası tarafından uyarılması için destek.
Newton “bakarız” dedi.
Birkaç gün sonra Mehmet Ali Ağa, Datça köylerinden iri yapılı 100 insanı Knidos kazılarında çalışmaları için Charles Newton’a verdi.
Newton işçilere çok düşük ücret veriyordu.
Ancak, işçiler parayı aldıkları zaman şaşırıyordu.
Çünkü çoğu hayatlarında ilk kez para görmüştü.
Charles Newton bir ara 50 Datçalı işçiyi bir süreliğine Didim’deki kazılara götürmüş, o işçilerden çoğu hayatlarında ilk kez yarımadadan dışarı çıktıklarını söylemişti. (2)

Mehmet Ali Ağa’nın desteği ve onun emrine verdiği 100 Datçalı ile Newton 384 günde Knidos’u talan etti.
10 tonluk Knidos Aslanı ve Oturan Demeter heykellerinin çıkarılması, gemiye taşınmasında hep Datçalı köylüler çalıştı.
Her sorunda Mehmet Ali Ağa devreye giriyor, Newton’a yardımcı oluyordu.
İngiliz arkeolog sonunda iki heykelle birlikte 212 sandık tarihi eseri “Supply” isimli savaş gemisine yükleyerek, İngiltere’nin yolunu tuttu.
Anılarında Mehmet Ali Ağa ile kurduğu dostluğun kazılarda büyük yararı olduğunu yazdı.



200 yıllık bir bina.
Rum ustalar tarafından yapılmış.
Geniş bir arazi içinde 1000 metrekarelik kullanım alanı olan, iki katlı muhteşem bir konak.
Dönemin ilk cam pencereli yapısı.
Tüm Akdeniz’de bugüne ulaşan en eski sivil mimari örneklerden biri.
Datça’da “Goca Ev” diye biliniyor.
İşte bu “Goca Ev” yukarıda sözünü ettiğimiz Mehmet Ali Ağa’nın konağıydı.
1800’lü yılların başında babası Mehmet Halil Ağa tarafından yaptırılmıştı.
Tuhfezade ailesinin en güçlü dönemini Mehmet Ali Ağa zamanında yaşamış olması nedeniyle konağa onun adı verildi.

Yüzyıllarca Tuhfezade ailesinin ikametgahı oldu.
Ailenin yok olmasından itibaren Konak, Tereke Hakimliği'nce satışa çıkarıldı ve birkaç kez el değiştirdi, 
Zaman içinde tütün deposu, sinema, okul, düğün salonu olarak kullanıldı.
Yıprandı, çürümeye başladı.
2002 yılında turizmci Mehmet Pir tarafından satın alındı ve aslına uygun bir şekilde onarılarak, hizmete açıldı.
Mehmet Ali Ağa Konağı ya da yerli halkın deyimiyle "Goca Ev" bugün Datça'nın en önemli otellerinden biri.
Ancak yüksek fiyat politikası nedeniyle müşteri çekemiyor ve Datça turizmine katkı sağlayamıyor.
Kaynaklar
(1)-Türkiye Kırsalında Kliyentalizm ve Siyasi Katılım- Horst Unbehaun
 (2)-Karya’dan Bodrum’a-Charles Newton’un anıları.



21 Mart 2018 Çarşamba

İki Denizin Yitik Kenti: KNİDOS


"Yarımadaların en güzelinde, en güzel tanrıça için kurulmuş kent."
Antik dönemin önemli tarihçisi Strabon böyle anlatıyordu, Knidos'u.
Şehir planında Hippodamos'un imzası vardı.
Izgara plan deniliyordu bu yerleşime.
Kent, birbirleriyle dik açı yaparak kesişen doğrusal caddelerden ya da kare veya dikdörgen yapı adalarından oluşuyordu.
Her ev bir cadde ya da sokağa bakıyordu.
Eşitlikçi bir plandı.
Bu plan Avrupa'nın çok kentine örnek oldu.

Knidos sanat, kültür ve bilim yuvasıydı.
Bu Karya kenti, anıtsal yapıları, sanat eserleri, ticari ürünleri ve yetiştirdiği düşünür ve bilim insanlarıyla antik çağın en dikkat çeken yerleşimiydi. Dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri'nin mimarı, Knidoslu Sostratos'tu.
Fener, bir mühendislik harikasıydı.
Yıldızlarla yarışıyordu adeta.
Kaidesinde şu yazıyordu.
"Knidoslu Sostratos 'tan büyük kurtarıcı tanrılara."

Antik dönemin en iyi heykeltraşlarından biri Praxiteles'in yaptığı çıplak Afrodit heykeli Knidos'taydı.
Praxiteles sanki mermere yaşam vermişti.
Heykeli binlerce turist görmeye geliyordu.
Hatta bazıları canlı sanıp,  bir kadını öper gibi sarılıp öpüyordu.

Yine antik dönemin en iyi ressamlarından Polygontos Knidos'luydu.
Kilden vazolar üzerine muhteşem resimler çizerdi.
O inanılmaz güzel vazolar zenginlerin evlerini süslerdi.

Tarihin büyük astronomi ve matematik bilimcisi Eudoxos Knidos'luydu.
Eudoxos kent için bir anayasa hazırlamıştı.
Bu anayasa adeta Knidos'ta yaşama manifestosuydu.
Eudoxos' un geliştirdiği ve çağının  en büyük buluşu kabul edilen güneş saati, bugün hala Knidos'ta.

Dönemin ünlü hekimi Euryphon Knidos'luydu.
O ve öğrencileri zamanın ikinci büyük tıp okulunu Knidos'ta kurmuştu.
Pers kralını amansız hastalıktan kurtaran hekim Ktesias da bu topraklarda yaşamıştı.

Güçlü ekonomisi vardı.
Bir dönem nüfusu 40 bine kadar çıkmıştı.
Şarabı ve sirkesi çok ünlüydü.
Şarabının kan yaptığı ve sindirime iyi geldiği söylenirdi.
Tüm Akdeniz'e, hatta kuzey Karadeniz'e bile şarap ihraç ederdi.
Şarap üretiminin çokluğu nedeniyle amphora üretimi de çok gelişmişti.
Knidos amphoralarında mühür "kare içinde bir gemi pruvası"ydı.
Antik dönemin ünlü kabartmalı Oinophoros kaplar Knidos'ta üretilir ve dünyanın çeşitli merkezlerine ihraç edilirdi.
Halk arasında tuzlu lahana denilen sarı çiçekli, otsu bitkinin en iyisi burada yetişiyordu.
Soğanı da çok meşhurdu.

Bu görkemli kent zaman içinde harabe oldu.
Depremler yıktı ama asıl zararı tarihi eser kaçakçıları verdi.
Büyük Tiyatronun yapımında Paros ve Pentelikon mermerleri kullanılmıştı.Hepsi yekpareydi.
O mermerler önce Osmanlı'nın Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın konağı için Kahire'ye götürüldü.
Sonra Dolmabahçe Sarayı'nın yapımında kullanıldı.
İzzettin Vapuru, mermerleri taşımak için defalarca sefer yaptı.
Büyük Tiyatronun oturma sıraları, Dolmabahçe Sarayı'nın iç merdivenleri oldu.
Osmanlı'nın vurdum duymazlığı nedeniyle tüm değerleri tek tek yurtdışına kaçırıldı.
Çoğunda Osmanlı padişahının izni vardı.
Knidos Aslanı, Çıplak Afrodit, Oturan Demeter heykelleri bunların başındaydı.
Ayrıca yüzlerce heykel, sunak, sütun, seramik, mozaik, altın takı, sikke gibi tarihi eser talan edildi.
Soygun Cumhuriyet döneminde de devam etti.
Knidos'tan kaçırılanlar bugün Avrupa ve Amerika müzelerinde sergileniyor.
Son 30 yılda Türk arkeologların çıkardıkları ise Marmaris ve Bodrum müzelerinde sergileniyor.
Bir kısmı da ODTÜ ve Selçuk Üniversitesi’nin depolarında çürüyor.


3000 yıl önce Ege ve Akdeniz’in en görkemli kentlerinden biriydi .
Şimdi yıkık ve bitik.
Talan edilmiş.
Terk edilmiş.
Sessiz ve sahipsiz.

Knidos… İki denizin yitik kenti.

16 Mart 2018 Cuma

MEVSİMLERDEN ÇAĞLA BAHARI


Şimdi "Çağla" zamanı.
Süre çok kısa.
Topu topu 15-20 gün.
Yedin yedin..
Yemedin önümüzdeki seneye.
Çağla, bademin çiğ hali.
Çağla badem, ham iken yenilen ender meyvelerden.
Bu hali, bana göre en leziz hali.
Tuza batır, katır kutur.
Datça yarımadasında bir ay önce patlayan badem çiçekleri yerini çağlalara bıraktı.
Ağaçlar yeşeren yapraklarıyla birlikte meyveleri vermeye başladı.
Baharın müjdesi bu.
Kar beyazı çiçekler yerini yeşile bıraktı.
Bugünler her yer yemyeşil.
Ve bugünler hasat zamanı.
Köylü özenle topluyor çağlaları.
Kilosu 15 liradan toptancıya veriyor.
Toptancı büyük kentlerde yarım kilosu 100 liradan satışa sunuyor.
Yüzde 1300 kar.
Ne güzel iş değil mi?
Kilo kilo al, gram gram sat.
Paraları cebe at.
Sonra yangel yat.
Bize dayatılan ekonomi işte bu.
"Serbest Piyasa Ekonomisi" diye yazılıyor, "Harami düzeni" diye okunuyor!.
Yersen..

Çağla badem deyip geçmeyin.
Çok derde devadır.
Antioksidandır.
Liflidir.
Magnezyumu boldur.
E vitamini çoktur.
Kollestrolü düşürür.
Tansiyonu düzenler.
Ve lezzetlidir.
Üstelik sadece meyve olarak yenmez.
Salatası, mezesi, böreği, yemeği ve turşusu bile yapılır.
Hele bir cacığı olur ki sormayın.
Yoğurda salatalık yerine çağla konur.
Rakının yanında harika meze olur.

Hafta sonu Ankara plakalı bir araba Ovabükü'nde dolaşıyor.
İçinde dört kişi var.
Çağla badem arıyorlar.
Mesudiye'de çağlalar henüz küçük.
Sındı, Palamutbükü'ndekiler ise tam yemelik.
Gülser Ana "nerede çağla yiyebiliriz?" diye soran Ankaralılar'ı Palamutbükü'ne yönlendirirken önce uyardı.
"Sakın izinsiz bahçelere dalıp durmayın gari."
Sonra da maniyi patlattı.

"Dalda var iki çağla.
Biri sana, biri bana.
Bu çağlalar komşunun,
Helal etmez vallaha."
Büyük kentlerdeki dostlar.
Canınız çağla çektiyse 10 gün sonra alın.
Fiyatlar düşecek.
Aracılara yem olmayın.

KIYILAR HALKINDIR, KİRALANAMAZ


Sadece direnenler kazanır
İtalyan yazar Luciano de Crescenzo der ki;
"Biz hepimiz tek kanatlı melekleriz, ancak birbirimize sarılırsak uçabiliriz."

Datçalılar Kurubük'ün kiralanmasına karşı çıkarak birbirlerine sarıldılar.
Uçtular.
Ve hedefe ulaştılar.

Kurubük'ün sermayeye peşpeş çekilememesinin nedeni Datçalılar'ın kararlı mücadelesindendir.
Birlikte bir sinerji oluşturarak Kurubük'ü Türkiye'nin gündemine taşıdılar.
Onların bu yasal, onurlu mücadelesine Datça Belediyesi, Kent Konseyi, Kıyı Çalışma Grubu, MUÇEP Datça ve diğer sivil toplum örgütleri büyük destek verdi.
Ayrıca başta Habertürk olmak üzere, Sözcü, Hürriyet, NTV, CNNTürk, Foxtv, Vatan, T24, Haber Hürriyeti, Egenin Sesi, Muğla Devrim gibi yayın kuruluşları sayfalarını, ekranlarını bu onurlu direnişe ayırdılar.  

Ülkenin çeşitli yerlerinde yaşayanların sosyal medya aracılığıyla verdiği destek de Datçalılar'ın gücüne güç kattı.
Sonuçta kazanan Datça oldu, Türkiye oldu..
Kurubük halka kaldı.

Şilili büyük şair, koca yürekli Pablo Neruda'nın şiirindeki gibi.
"Halkım ben, parmakla sayılmayan
Sesimde pırıl pırıl bir güç var
Karanlıkta boy atmaya
Sessizliği aşmaya yarayan
Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa
Tohuma dururlar yeniden
Ve halk, toprağa gömülü
Tohuma durur bir yerde
."
Halkız biz dostlar.
Birleşirsek kazanırız.
Ne güzel demişti Nazım Hikmet.
"Hep bir ağızdan türkü söyleyip
hep beraber sulardan çekmek ağı,
demiri oya gibi işleyip hep beraber,
hep beraber sürebilmek toprağı,
ballı incirleri hep beraber yiyebilmek,
yarin yanağından gayrı her şeyde
her yerde
hep beraber! "
Kurubük küçük bir örnekti.
Bundan böyle hep beraber olabilirsek, nice Kurubükler kazanırız.
Çünkü anayasa der ki.
Kıyılar halkındır.

DATÇA'NIN EVLİYA ÇELEBİ'Sİ..


Bizim meslekte bir söz vardır.
"Gazeteci olunmaz, gazeteci doğulur" derler.
Datça'da böyle biri var.
Gazeteci olmamış ama.
Gazeteci doğmuş.
Muzaffer Özgen o.
Çoğumuzun Muzaffer hocası.
Meslekten değil, yürekten gazeteci.
Asıl mesleği resim öğretmenliği.
Ama yüreğindeki işi yapıyor.
Kendi internet sayfasında yazan bir muhabir.
Datça'nın habercisi.
Yarımada'nın Evliya Çelebi'si.
Elinden düşmeyen fotoğraf makinası..
Arkadaşı Ekrem İpek ile, dağ taş, dere tepe aşındırır durur..
Hiç durmaz.
Basmadık yer bırakmaz.
En ilginç olaylar onun kalemindendir.
En güzel fotoğrafları onun objektifi yakalar.



En bilinmeyen onun sayfasından okunur.
En merak edilenleri o paylaşır.
Datça Yarımadası’nın sosyal, kültürel, tarihsel , doğal, tüm özellikleri ondan sorulur.
Köyler..
Koylar..
Camiler..
Kiliseler..
Şapeller..
Sarnıçlar..
Deniz fenerleri..
Yel değirmenleri..
Dağlar..
Bağlar..
Mağaralar..
Şelaleler..
Çiçekler..
Böcekler..
Ağaçlar..
Bitkiler..
Hayvanlar..
Ve insanlar..
Yarımada ile ilgili aklınıza gelen ne varsa, o mutlaka fotoğraflar, sayfasında yazar..



1985'te gelmiş buraya, öğretmen olarak..
Geliş o geliş..
Hayran kalmış Datça'ya..
Bir daha dönmemiş..
Hani Edip Cansever'in mısraları var ya.
"İnsan yaşadığı yere benzer..
O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer
Suyunda yüzen balığa..
Toprağını iten çiçeğe..
Dağlarının tepelerinin dumanlı eğimine"

Muzaffer hoca yaşadığı yere benzeyenlerden..
Nufus kağıdında İzmir yazıyor ama..
O doğma büyüme bir Datçalı kadar Datçalı..
Bir Datça sevdalısı..
Datça'nın gönüllü PR'cısı..
Bu coğrafyanın hayranı..
Datça yarımadası'na ilgi duyanlar..
Buraları tanımak isteyenler..
Ya da yerleşmeye çalışanlar..
İşte size doğru adres..
Muzaffer Özgen'in Facebook sayfası "Datça Detay"ı takibe alın..
İnternette "www.datcadetay.com" adresini tıklayın..
A'dan Z'ye Datça'yı tanırsınız..
Hatta..
Tanımakla kalmayıp, Datça'yı yaşarsınız..
Paylaştığım fotoğraflara iyi bakın..
Ne demek istediğimi daha iyi anlarsınız..




15 Mart 2018 Perşembe

DATÇA’DAN ZORLA GÖTÜRÜLEN TARİHİ ESERLER DATÇA’YA GERİ GELMELİ


Yıl 1998’di.
Yağışlı,fırtınalı bir kış günü.
Ege ve Akdeniz'in hırçın dalgaları Knidos sahillerine vuruyor.
Berbat bir hava.
Ören yerinde in cin top atıyor.
İşte böyle bir havada Apollon Tapınağı’nın hemen yanından 600 kilo ağırlığında bir sunak taşı çalınıyor.
Kimsenin olmadığı bir anda koskoca mermer sunak bir kamyona yüklenerek kaçırılıyor.
Özellikle Yazıköylüler olaya büyük tepki gösteriyor.
Olay ulusal basına yansıyor.
Gazeteler hırsızlığı deştikçe ilginç ayrıntılar ortaya çıkıyor.
Hırsızlığın olacağı aylar önce jandarmaya bildirilmişti.
Ancak nedense tedbir alınmamıştı.
Bunun üzerine dönemin Muğla Valisi Kültür Bakanlığı’na başvurarak, “biz Knidos’tan çıkan tarihi eserleri koruyamıyoruz, bunları buradan alın” diye bir resmi yazı gönderiyor.
Aradan bir kaç ay geçiyor.
Bir sabah yine esrarengizbir kamyon Kdinos’a geliyor.
İçinde şapkalı bir kadın ve 4-5 işçi var.
Marmaris’ten geliyorlar.
Bakanlık talimatıyla Knidos’tan çıkan tarihi eserleri Marmaris Müzesi’ne götürecekler.
Haberi duyan Yazıköylüler ve Datçalılar olay yerine koşuyor.
Kamyona yüklenen tarihi eserleri geri indiriyorlar
Köylüler “devlet bu eserleri koruyamıyorsa, biz koruruz” diye yetkililere de rest çekiyorlar.

(1999 Yılında Datça Balıkaşıran Gazetesi'nde çıkan haber)

Herkes artık olayın kapandığını sanıyor.
Datça’ya turist gelmesini sağlayan tarihi eserler artık Knidos’ta kalacaktı.
Ancak, iki ay sonra bir sabah vakti, bir bölük jandarmanın eşliğinde yine bir kamyon ören yerine geliyor.
Jandarma çevrede olağanüstü güvenlik almış.
Yolları bile kesmişler.
Bunu gören köylüler dağ tepe aşarak Knidos’a ulaşmayı başarıyor.
Bazılarının elinde sopalar var. 
Kadınlar ve erkekler.
Yazıköy'de kalanlar Knidos’a giren kamyonun kaçamaması için köyün otobüsünün tekerleğini söndürerek yolu kapatıyor.
Knidos’ta tam bir arbede yaşanıyor.
Marmaris müzesinden gelenler tarihi eserleri kamyona yüklemeye, köylüler de engellemeye çalışıyor.
Önce kadınlar jandarma ile kavgaya tutuşuyor, sonra erkekler.
Devlet ve vatandaş birbirine giriyor.
Jandarma dipçikle müdahale ediyor.
Ancak, köylüler pes etmiyor.
Bir anda komutandan “ateş” emri geliyor.
Jandarma havaya ateş açıyor.
Sonra Komutan bağırıyor.
İşimizi engellemeye kalkan olursa vururuz!”
Datçalılar’ın artık yapacak bir şeyleri yok.
Kendi topraklarına ait tarihi eserler bir bir kamyona konularak Marmaris Müzesi’ne götürülüyor.
Bazılarının yolda kırılıyor
Zorla götürülen tarihi miras 18 yıldır Marmaris’te sergileniyor.
Knidos’a meraklı turistler eserleri görmek için Marmaris’e akarken,  Knidos soyulmuş, yıpranmış bir taş yığını olarak kaderine boyun eğiyor.

*.  *.  *

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Binali Yıldırım sık sık yurtdışına kaçırılmış bazı tarihi eserlerin ülkeye geri gerektiğini söylediler.
Bazılarını da getirdiler
Herakles Lahidi, Altın Taç ve Dağ Keçisi figürü son örnekler.
Peki Datça’dan zorla götürülen Knidos eserleri ne olacak?
Onlar gerçek topraklarına geri dönmeyecek mi?
Datçalılar günlerdir Esenada’daki yıkıntı, harabe hükümet konağının bir kültür sanat merkezi ve müze olması için çalmadık kapı bırakmadı.
İmza kampanyası başlattılar.
Beşbine yakın insan Esenada’nın bir kültür sanat merkezi ve müze olması için imza attı.
Konu ulusal basına taşındı.
Ayrıca kimse heveslenmesin,
Esenada arazisi yıllar önce hazırlanan imar planında kültür ve sanata ayrılmış durumda.
Oraya kimse otel ya da başka bir ticari amaçlı bina yapamaz.
Yasalar izin vermiyor.
Datçalılar hiç vermez.
(Ulusal basında yer alan Esenada haberleri)

Öyleyse daha ne bekleniyor?
Knidos’un tarihi mirası Esenada’da sergilense Datça’nın neler kazanabileceğini düşünebiliyor musun?
Muğla milletvekilleri, Datça’nın yerel yöneticileri!
Datçalılar’ın sesine kulak verme zamanı gelmedi mi?



Öne çıkan

DATÇA 1942: EN SESSİZ GECE

1942 yılının Ocak gecesi… Simi adasının taş sokaklarında faşizm geziyordu. Alman üniforması taşıyan İtalyan askerlerin ayak sesl...