3 Ağustos 2018 Cuma

DATÇA SEMALARINDA KAHRAMANLARIN DANSI



MÖ 4.yüzyıldı.
Antik çağın en önemli bilim insanlarından geniş göğüslü Platon, gezegenlerin hareketlerinin nasıl açıklanabileceğini tartışmaya açmıştı.
Batı dünyasında tarihin ilk yüksek öğretim kurulu olan Atina Akademisi'nde bu soruya kimse yanıt veremiyordu.
Bir kişi hariç.
Knidoslu Eudoxus.
Eudoxus, bu problemi gezegenleri eş merkezli küreler takımı biçiminde düşünerek çözdü. 
Gökyüzünün görünümüne kürelerin eksenlerini yatırdı ve her birine farklı bir dönme periyodu atadı. 
Böylece gezegenlerin hareketlerini matematiksel olarak tanımlayan ilk insan oldu. 
Ona göre dünya merkezdeydi ve güneş sistemi Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter, Satürn, Ay ve Güneş’ten ibaretti.
Knidoslu Eudoxus'un bu tezi modern astronominin temelini oluşturdu.

*.  *.  *

O günden bugüne 2000 yıl geçti.
Eudoxus'un yaşadığı Knidos'tan sadece 20 dakika uzaktayım.
Dün gece O'nun 2000 yıl önce gözlemdiği gökyüzüne baktım.
Ay, gezegenler, yıldızlar.
Uzakta, çok uzakta kuzeydoğu tarafında Perseus Takım Yıldızı'nın  ışıkları geliyor.
İşte 10 Ağustos'tan itibaren o bölgeden  meteor yağacak üstümüze.
Perseid göktaşları girecek atmosfere.
Datça semaları şenlenecek.


Yanlış anlaşılmasın.
Bu göktaşları Perseus Takım Yıldızı'ndan gelmiyor.
Bunlar 133 yılda bir güneş sistemimizi ziyaret eden 109/Swift-Tuttle isimli kuyruklu yıldızdan geriye kalanlar.
10 Ağustos'tan itibaren dünyamızın yörüngesi, bu enkaz yığının yörüngesiyle kesişecek.
Ve kuyruklu yıldızın bıraktığı enkaz atmosferimizden içeri girecek.
Yağmur gibi yağacaklar.
Bir gecede 100'e yakın sayabilirsiniz.
Özellikle 12-13 Ağustos'ta geceyarısı meteor bombardımanı izleyeceğiz.
Tek yapmanız gereken, ışıktan uzak, karanlık bir bölgeye girerek, başınızı gökyüzüne çevirmek.
Teleskopa, dürbüne de gerek yok.
Çıplak gözle seyredebileceğiz.

*.  *.   *

Argoslu Akrisios ünlü bir kahine gidip bir erkek torununun olup olamayacağını sordu.
Kahin ona kızı Danae'nin bir erkek çocuğu olacağını, ancak bu çocuğun onu öldüreceğini söyledi. 
Korkuya kapılan ve kehanetin gerçekleşmesini istemeyen Akrisios, yeraltına tunçtan bir oda yaptırarak kızını oraya hapsetti.
Ancak baş tanrı Zeus tunç odanın tavanındaki bir yarıktan altın damlası şeklinde içeriye sızdı ve genç kızla beraber oldu. 
Bu birleşmeden Perseus doğdu. 
Perseus bir kahramandı.
Gargonlar'ı dize getiren, Medusa'nın kafasını kesen, Andromeda'yı öldüren, deniz canavarlarıyla savaşıp kazanan bir kahraman.
Ünlendikten sonra bir şenlikte fırlattığı disk, tribünde oturan dedesi Akrisios’un başına çarptı ve  öldürdü.
Böylece kahinin kehaneti gerçekleşmiş oldu.
Yunan Mitolojisi’ndeki Perseus, Perseidler'in geleceği yöndeki takım yıldızına verilen isim.
Kahraman anlamında.
Perseidler de kahramanlar.
Özellikle 12-13 Ağustos'ta gökyüzünde kahramanların dansını kaçırmayın.
                                                            Sadece Datça'da değil, tüm Avrupa'da.




2 Ağustos 2018 Perşembe

VE DATÇA SAHİLLERİ MAHKEMELİK OLDU.



“Anadolu’yu bir yere bakar varsaysak, onun ancak denize baktığını düşünebiliriz. 
Anadolu’nun bütün kolları Ege Denizi'ne açılmıştır. Bu kollardan en güneydeki Datça Yarımadasıdır. 
Sanki Anadolu, denize sevgisinden, Ege köpüklerine atılmış ve kırk beş mil uzanan Datça Yarımadasını yaratırken, Kriyo Burnunda, “İşte Arşipel, bak senin koynuna geldim! Çünkü ben, senin Knidos’unum!” diye bağırmıştır. 
Bundan dolayı Datça Yarımadası, Anadolu’nun Knidos’ta şakıyan dilidir."

*.  *.  *

Halikarnas Balıkçısı böyle anlatır, Datça sahillerini.
Gerçekten de Datça Yarımadası Anadolu'nun şakıyan dilidir.
Binlerce yıl ak köpüklerle yıkandı bu sahiller.
Mavi ile yeşilin kucaklaştığı bu sular "ab-ı hayat"tı herkese.
Kadın erkek, yaşlı genç,  yerli yabancı, zengin yoksul  hiçbir ayrım olmadan, herkes tarafından eşit şekilde kullanıldı.
Sınırsız ve duvarsızdı.
Ama bugün büyük bir tehlike altında.
Kıyıları rant yaratma aracı olarak gören "MUÇEV Turizm Ticaret Ltd. Şti." unvanlı bir şirket, sahilleri işadamlarına kiralanmaya başladı.
Bir çok kıyı alanı;  turizm tesisleri, yazlık siteler gibi çeşitli kişi ve kuruluşlar tarafından halkın kullanımına kapatıldı.
Bu koylarda denize fahiş tutarlarda para ödenerek giriliyor.
Şezlong, şemsiye, otopark herşey para.
Bu ücret Bodrum'da 40 ile 200 lira arasında değişiyor.
Eğer, karşı çıkılmazsa, Datça koyları da Bodrum gibi halka kapanacak.
Bu güzelim koylarda da sadece parası olan denize girebilecek.


MUÇEV geçen yıl Mesudiye'nin cennet köşesi  Kurubük Koyu'nu hukuka aykırı şekilde kiralamaya kalkışmış ancak halkın güçlü bir direnişi ile karşılaşmıştı.
Datçalılar şimdi daha bilinçli ve daha güçlü şekilde sahillerine sahip çıkmaya başladı.
Datça Kent Konseyi Kıyı Çalışma Grubu önderliğinde harekete geçen yüzlerce  duyarlı insan,  MUÇEV ile imzalanan işletme protokollerinin tümünün iptali için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na başvurdu.
Ancak bakanlık yüzlerce dilekçenin hiç birine cevap vermedi. 
Bunun üzerine aralarında bulunmaktan gurur duyduğum 45 arkadaşımla bugün Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na dava açtık.
Avukatlarımızın elinde örnek kararlar var.
İnançlıyız, umutluyuz ve kararlıyız.
Bu davayı kazanacağız.
Amacımız Datça sahillerinin ranta açılarak, talan edilmesini önlemek.
Binlerce yıldır olduğu gibi bu sahillerin herkes tarafından eşit şekilde kullanılmasını sürdürmek.
Datça'nın yeni bir Bodrum olmasına izin vermemek.

*.  *.  *

Artık son sözü hukuk söyleyecek..
Bu onurlu mücadelede ön saflarda yer alan Datça Kent Konseyi Başkanı Hayriye Yılmaz Balkan'a, Datça Kent Konseyi Kıyı Çalışma Grubu'na, Muğla Çevre Platformu Datça sekreteri Oya Özgüven'e, avukatlarımız Ali Kurt ile Güngür Elçil'e ve birlikte dava açtığımız 44 duyarlı arkadaşıma selam olsun.
Kıyılar halkındır, özelleştirilemez.


1 Ağustos 2018 Çarşamba

KUM ZAMBAKLARININ FERYADI


Yunan Mitolojisi'nin baş tanrısı çapkın Zeus, bir gece vakti canı sıkılınca Olimpos dağından deniz kıyısına indi.
Thebai kentindeydi.
Dolaşırken, Thebai kralı Amphitryon’un eşi Alkmene’ye
hayran kaldı.
Ne yapıp edip bu kadının gönlünü çelmeliydi.
Hatta ondan insanların yardımına koşacak bir kahraman
yaratmalıydı.
Kral Amphitryon’un seferi çıktığı bir gün amacına
ulaştı.
Alkmene’yle birlikte olmayı başardı.
İkilinin bir erkek çocuğu oldu.
Adı Herakles’ti.
Herkül.
Zeus çocuğu alıp tekrar Olimpos’a döndü.
Çocuğu gören eşi tanrıça Hera, olaya büyük tepki gösterdi
ve bu çocuğa bakmayacağını söyledi.
Zeus ise Herkül’ün tanrılaşmasını, yani ölümsüz olmasını istiyordu.
Bu nedenle mutlaka Hera’nın sütünü içmeliydi.
Bir gece yarısı Hera uyurken, Herakles’i onun
kucağına bıraktı.
Günlerce aç kalan çocuk Hera’nın memelerinden öyle
yapıştı ki, süt ağzından taşıp yere döküldü.
Her süt damlası kumda bir çiceğe dönüştü.
Kum Zambağı dediler bu çiceğe.
Latince Pancratium maritimum.
Süt gibi beyaz, soğanlı bir nergis türüydü.
Masumluğun, dişiliğin, doğurganlığın, simgesiydi.
Yunan Mitolojisi’nde böyle yer aldı.



Kum Zambakları kumsallarımızda yetişen bir çicek. 
Maalesef nesli tükenmek üzere.
En büyük düşmanı inşaatlar.
Ve insanların koparması.
Oysa o kadar narinler ki.
Datça’da da büyük tehlike altındalar.
Sayıları günden güne azalıyor.
Ağustos ayı çiceklenme dönemi.
Ekim’e kadar ürüyorlar
Ve bu çiçeği koparmanın cezası 48 bin lira.
Yanlış okumadınız, tam 48 bin lira.
Ayrıca yurtdışına çıkarılması yasak.
Datçalılar..
Datça’ya gelen konuklar.
Kum Zambaklarımıza sahip çıkalım.
Bu güzelim çiceği yok etmeyelim.
Unutmayalım ki;
Çiceklerin açtığı yerde, umutlar da yeşerir.

31 Temmuz 2018 Salı

TARİHİN AKIŞINI DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞAN DATÇALI'NIN HİKAYESİ



Bir resim.
Yer Knidos.
Tarih 1859.
Bir Roma mezarının üzerinde üç adam oturuyor.
En önde siyah ceketli, sakallı olan İngiliz arkeolog Sir Charles Thomas Newton.
Diğer ikisi de büyük olasılıkla onun ekibinde çalışan Birleşik Krallık Donanması'na bağlı askerler.
Birazdan bu mezarı kazıp askeri gemiye yükleyecekler.
Anadolu'nun eserlerini Londra'ya götürecekler.
Gidenler sadece mermer lahitler, sütunlar değil.
Bu toprağın öyküleri, hikayeleri, yaşanmışlıkları.
Bu resim o kadar çok şey anlatıyor ki.

*.  *.  * 

Yıl MÖ 44'tü.
Günlerden 15 Mart.
Roma Senatosu  tarihe geçen en önemli olayına tanık oluyordu.
Birazdan İmparator Sezar salona girecek ve o heybetli konuşmasını yapacaktı.
Sezar'ın gireceği kapının önü tıklım tıklımdı.
Bir adam imparatora yaklaşmak için yoğun çaba içindeydi.
Elinde küçük bir kağıda yazdığı notu iletmeye çalışıyordu.
Uzun uğraşlardan sonra, itiş kakışla Sezar'ın yanına yaklaşmayı başardı.
Notu verdi ve kulağına fısıldadı.
”Mutlaka okuyun" 
Sezar kağıdı aldı, okumadan cebine koydu ve salona girdi.
Girer girmez cumhuriyetçi senatörlerin saldırısına uğradı.
Arka arkaya bıçak darbeleriyle yere yığıldı.

Öldürücü darbe üvey evladı Brütüs'ten gelmişti.
“Et tu Brütüs!” dedi Sezar.
“Sen de mi Brütüs!" 
O an son nefesini verdi.
Oysa, kapıda kendisine iletilen o notu okusa, belki de tarihin akışı değişecekti.
Çünkü o notta şöyle yazıyordu.
"İmparatorum dikkatli olun, sizi öldürecekler!"
Sezar'ı uyaran kişi Artemidoros’tu.
Kimdi bu Artemidoros?
Nereliydi?

*.  *.   *

Aradan 2 bin yıla yakın zaman geçti.
Yıl 1859'du.
Aylardan yine Mart.
Osmanlı'nın izniyle Knidos'u soymaya gelen İngiliz arkeolog Charles Newton ve ekibi antik kentte keşif yapıyordu.
Onbaşı Spackman deve boynunda çalıların arasında dolaşırken, ayağı toprağa gömülmüş mermerden bir kadın heykeline takıldı.
Hemen Newton'a haber verdiler.
İngilizler heykelin bulunduğu yeri kazmaya başladı.
Toprağın altından çıkan bir Roma aile mezarıydı.
Görkemli bir anıt mezardı.
Üç lahit vardı.
O lahitlerden biri kime aitti biliyor musunuz?
Sezar'ı suikasttan önce uyarmaya çalışan Artemidoros'a.
Artemidoros Knidosluydu.
Tarihin akışını değiştirmeye çalışan adam Datça topraklarında doğup, büyümüştü.
Charles Newton tüm mezarın içindeki değerli eserleri ve yazıtları alarak İngiltere'ye götürdü.
Yazıtların birinde şöyle yazıyordu.
İmparator Sezar'ı MÖ 15 Mart 44'te Roma Senatosu'na girmemesi için uyarmaya çalışan Knidoslu Artemidoros onurlandırılmıştır.”
Newton lahitleri büyüklükleri ve ağırlıkları nedeniyle götüremedi ama zaman içinde onlar da paramparça oldu.
Knidos’a  kala kala sadece temel taşları kaldı.
Artemidoros'un mezarından çıkanlar bugün British Museum'da sergileniyor.


Artemidoros Knidos'un en ünlü ailelerindendi.
Sayılan, sevilen biriydi.
Roma ile ilişkileri çok iyiydi.
Sezar'a suikastı önleyememesine rağmen ödüllendirildi.
Roma Senatosu Artemidoros nedeniyle Knidos'a "Özgür Kent" ünvanı verdi. Vergi affı dahil büyük ayrıcalıklar tanıdı.
Bu ayrıcalıklar nedeniyle Knidos en parlak dönemlerinden birini yaşadı.
Öldükten sonra Knidoslular onu unutmadı, adına şenlikler düzenlediler.
Artemidoros yıllarca Shakespeare dahil bir çok ünlü yazara da konu olmuştu.
Sezar’a suikastı konu alan çok romanda, tiyatro oyununda önemli bir figürdü.

Gelişmiş ülkeler kültür turizmininden milyar dolarlar kazanıyor.
Doğal ve tarihsel kültür varlıklarıyla milyonları ülkelerine çekiyorlar.
Peki biz ne yapıyoruz?
Örneğin Knidos.
Artemidoros’un hikayesi.
Aristokleidas'ın iyilik meleği kızı Lykaithion’un mezarı.
Korint Tapınağı.
Boulakrates Çeşmesi.
Ne haldeler!
Her ne kadar çıkan eserler British Museum’da olsa bile bu mezarın ve Knidos’un genelinin öyle taş yığını halinde durması doğal mı?
En azından bir maketi yapılarak, öyküsü gelen turistlere anlatılamaz mı?
Bu konuda bizim arkeologlarımızdan görüş alınamaz mı?
Onlarla birlikte projeler üretilemez mi?
Mesela Knidos’ta yıllarca kazı çalışması yapan Ertekin Doksanaltı hocadan, Burgaz’ı en iyi bilen isimlerden Numan Tuna hocadan.
Ve de diğerlerinden.
Ertekin Doksanaltı hocanın Artemidoros, Lykaithion gibi Knidos'un bilinmeyenleriyle ilgili çalışmaları müthiş.
Elimizdeki bu değerlerle, bu tarihsel kültür varlıklarımızı dünyaya tanıtamaz mıyız?

*.  *.  * 
Osmanlı'da Asar-ı Atika Nizamnamesi'ne kadar ülke topraklarında bulunan tarihi eserlerin yurtdışına çıkarılması serbestti.
Dönemin önemli aydını Osman Hamdi Bey’in uğraşları sonunda 1884’te kazılarda çıkan eserlerin kamuya ait olduğu yasallaşmıştı.
Peki sonra ne oldu?
Knidos gibi çok yer taş yığını halinde kaderine terkedilmesi mi?
Zaman zaman bizim arkeologlarımızın kazıları bütçe nedeniyle yarıda kalmadı mı?
Güney Ege Kalkınma Ajansı GEKA, bu konuda önemli işler yapıyor ama maalef yeterli olamıyor.
Knidos’a altın dönemlerini yaşatan Artemidoros bugün kentinin ve mezarının halini görse ne derdi acaba?

28 Temmuz 2018 Cumartesi

RAMAZAN PİDESİNİN KOKUSUNA HASRET GİTTİLER


Tarihler 1955’i gösteriyordu.
Eylül’ün 6’sı.
Akşam saatleri.
Fener Balat’ta Zehra Hanım bütün Rum komşularını uyarmaya başladı.
“Evinize kapanın, ışıkları yakın ve mümkünse pencerelerinize Türk bayrağı asın.”
Rumlar şaşkındı.
Ne olduğunu, ne olacağını anlamamıştı.
Bazıları Zehra hamını dinledi.
Evine çekildi, lambayı yaktı, penceresine Türk bayrağı astı.
Bazıları ise oralı bile olmadı.
Bir iki saat sonra mahalleyi eli sopalı adamlar bastı.
Sopalar tek tornadan çıkmıştı.
İstanbul’un diğer semtleri Beyoğlu, Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Fatih, Eyüp, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy gibi Balat da devlet destekli milisler tarafından basılmıştı.
Bağırıyorlardı.
“Türkiye Türklerindir.”
“Gavurlar defolun.”

*.  *.  *

Kin ve nefret dolu kalabalık sokakta gördüğü Rum’u, yahudiyi, her azınlığı dövüyor, ışığı yanmayan evi taşlıyordu.
Ellerinde benzin şişeleri vardı.
Azınlıkların önce camlarını kırıyor sonra pencereden içeriye benzin şişelerini atıp yakıyorlardı.
O sırada uzakta Yedikule Kilisesi yanıyordu.
Evlerinde korkuyla bekleyen Rumlar kilisenin kubbesindeki kurşunların erimesini gözyaşlarıyla izliyordu.
Gözü dönmüş kalabalığın en büyük tepkisi mahallenin bakkalı Bodoz’a idi.
Bodoz biraz kazıkcıydı.
Dükkanını yağmadılar, ne varsa talan edip, ateşe verdiler.
Dükkan yanarken bağırıyorlardı.
“Al sana Bodoz, al sana Bodoz”
Ama Bodoz'u bulamadılar.
O çoktan kayıplara karışmıştı.



Andon o yıl 8 yaşındaydı,
Kurtuluş’ta yaşıyordu.
İki gün boyunca eve hapsolmuştu.
Olaylar biter bitmez anne ve babasıyla anneannesi Katina’nın Balat’taki evinde aldı soluğu
Bakın gördüklerini nasıl anlattı.
“Anneannemin evine gittiğimizde ev dört duvar kalmıştı. Anneannem karşıdaki komşusu Zehra Hanım’a gitmişti. Evini yıktıkları zaman komşusu Zehra bayrağı tutuyor, anneannem de alkışlıyormuş ki belli olmasın Rum olduğu. Kendi evinin yıkılışını alkışlayarak izlemiş yani.  Evde hiçbir şey kalmamıştı. Büyük bir çaydanlığı vardı, bakır.  Onun üstünde bile tepinip tepsi gibi dümdüz etmişlerdi.”

*.  *.  *

Angel ile Angelica Maschas o günlerde 20 yaşlarında bir çiftti.
Yeni evliydiler.
Onlar da Balat’ta yaşıyorlardı. 
Ailelerinin yardımıyla bir yuva kurmuşlardı.
Mutluydular.
Hep el eleydiler.
Yüzlerindeki gülümseme hiç eksik olmazdı.
Mahallenin sevilen insanlarıydılar.
Ama 6-7 Eylül olaylarında onlar da zülum gördü.
Evleri talan edildi.
Ölümden zor kurtuldular.

Ülke genelinde olayların yatışmasından sonra 
Angel Maschas ve eşi Angelica Maschas 150 bin İstanbul Rum’u gibi Türkiye’yi terk etmek zorunda kaldı.
Yeni vatanları artık Yunanistan'dı.
Atina.
Nice zorlukları aşıp, yeni yuvalarında hayata tutundular.
Ama İstanbul’u hiç unutmadılar.
O mis gibi kokan Ramazan pidesini.
Kandil simidini.
Komşuları Zehra hanımın ilgisini.
Beyoğlu’nu, İstiklal Caddesini, Pier Loti’yi.
63 yıl Atina’da sürgünde gibiydiler.
Yaşlanınca, evlatlarına yük olmamak için Atina yakınlarında bir yaşlı evinde kalmaya başladılar.
Ama yine mutluydular.
Yine yüzlerinden gülümseme eksik olmuyordu.
Geçen hafta yürekleri sarsan o feci yangından kurtulamadılar.

Cesetleri birbirlerine sarılmış vaziyette bulundu.
Angel Maschas ve Angelica Maschas.
İki İstanbul Rum’u. 
İki güzel insan.
Ramazan pidesinin kokusuna hasret gidenlerden.

Öne çıkan

DATÇA 1942: EN SESSİZ GECE

1942 yılının Ocak gecesi… Simi adasının taş sokaklarında faşizm geziyordu. Alman üniforması taşıyan İtalyan askerlerin ayak sesl...