7 Mart 2022 Pazartesi

KADININ GAZABINDAN KORK


“Bugün kadınlar erkekler gibi, erkekler de kadınlar gibi savaştı”

Kserkses

Tarih boyu kadınlar savaşa karşı çıktı.

Çünkü savaşların en mağdurları hep onlar oldu, 

Evlatlarını, eşlerini kaybettiler, tecavüze uğradılar, zulm gördüler.

Bu nedenle de barışın sağlanması için her türlü bedele katlandılar,

Ama vatanları işgal edilince, kora kor savaşmaktan da hiç çekinmediler.

İnsanlık tarihi bunun örnekleriyle dolu.

Britanya Krallığı Fransa’yı kuşattığında Joan of Arc’lar, Kızılderililerin katliamında Apachi Lozen’ler, Anadolu’nun kurtuluş savaşında Kara Fatmalar, Nene Hatunlar, Hitler Almanyası Sovyetler’e saldırdığında Zoya’lar, İspanya İç savaşında Dolores’ler ve daha niceleri hep ön saflarda oldular.

Ama biri var ki, o sadece savaşmakla kalmadı, kadını küçümseyen, kadın aklını hor gören erkek egemen sisteme tarihin en büyük yenilgilerinden birini yaşattı.

Onun kazandığı zafer kadın aklının ve cesaretinin zaferiydi.


*. *. *


Tarih MÖ 353’tü.

Karya kralı Mausolos ölmüş, yerine eşi Artemisia geçmişti.

Kraliçe Artemisia Karya ülkesinin tek hükümdarıydı. 

Kendisine bağlı toprakları Bodrum’dan yönetiyordu.

Sanatseverlerdi. Ölen eşinin anısına dünyanın yedi harikasından biri kabul edilen Mausoleion'u yaptırmıştı.

Ayrıca farklı kültürleri birleştirici ve barış yanlısı bir kişilikti.

Ama bir kadının yönetimine girmek istemeyenler vardı.

Özellikle erkekler tarafından yönetilen Helenler, Rodoslular ve Latmoslular.


Atina’nın kışkırtmasıyla Rodoslular Artemisia’yı devirmek için saldırıya geçtiler.

Gerisini MÖ 80’lerde yaşayan yazar Vitrivius Pollio anlatıyor.


"Bir kadının Karya'nın tüm devletlerinin yöneticisi olmasını bir rezalet olarak nitelendiren Rodoslular güçlü bir donanmayla krallığı ele geçirmek için yola çıktılar. 

Ama haber Artemisia'ya erken ulaşmıştı.

Hemen donanmasının kürekçi ve denizcileriyle birlikte gizli limanda toplanmasını istedi.

Ayrıca tüm yurttaşlarının surların üzerinde yerlerini almaları ve Rodos gemilerini gördükleri andan itibaren alkışlamalarını istedi.

Rodoslular, güçlü donanmaları ile Bodrum'daki büyük limana vardıklarında, surların üzerindeki halk onlara tezahürat yapıyor  ve kenti teslim etmeye hazır olduklarını bağırıyorlardı.

Rodoslular büyük bir heyecanla kenti teslim almak için gemilerini terkedip surlardan içeri girdiklerinde, Artemisia denize açtırdığı bir kanaldan kendi donanmasını küçük limandan büyüğüne kaydırdı ve başı boş bırakılan Rodoslular'ın bütün gemilerine el koydu.



Ava çıkan Roduslular fena avlanmıştı. Gemilerine binip kaçamadıkları için Bodrum sokaklarında teslim olmak zorunda kalmışlardı.

Kentini işgalden kurtaran Artemisia'nın öfkesi bununla bitmemişti.

Ele geçirilen Rodoslular'ın gemileriyle hemen Rodos'a saldırdı.

Kendi gemilerinin, defne çelenkleriyle yaklaştığını gören Rodoslular askerlerinin zaferle döndüğünü sanarak kentin tüm kapılarını açtılar.

Böylece Artemisia  hiç zorlanmadan Rodos'u ele geçirdi.

Kentin en görülen yerine de birisi kendisini, diğeri de Rodos'u simgeleyen iki heykelle bir zafer anıtı diktirdi. Yıllar sonra Rodoslular onurlarını kıran bu heykeli kaldırmak istediler ama bir anıtın adandıktan sonra kaldırılmasının günah olduğunu öngören dinsel inançları altında ezildiler. Çok çok sonraları da anıtı binalarla çevreleyerek kimsenin göremeyeceği biçimde kapattılar.(*)


*. *. *


Tarihe 2. Artemisia olarak geçen Karya Kraliçesi, zekası, cesareti ve askeri stratejisi ile bir çok antik tarihçisi ve sanatçıyı etkiledi. Onlarca tablosu, heykeli yapıldı. Antik çağda Bodrum'da onun anısına dikilen orijinal heykel ise bugün maalesef British Museum'da.

Artemisia'nın amazonlar'ın soyundan geldiği iddia ediliyor.

Halikarnas Balıkçısı da "Merhaba Anadolu" kitabında şöyle der.

“Bütün Ege kıyılarında Amazonların ayak izleri görülür.” 

(*)VITRIVIUS POLLIO; De Architectura, ıı, 8.10-16.



6 Şubat 2022 Pazar

NEREDESİN EY DATÇALI SOSTRATUS

Yukarıda gördüğünüz çizim 1572 tarihine ait.
Hollandalı ressam Heemskerck’in imzasını taşıyor.
Yer İskenderiye.
Elinde bir tablet ile Mısır kralı II.Philadelphus’a bir şeyler anlatan kişi dünya mimarlık tarihine adını yazdıran Knidoslu hemşehrimiz Sostratus.
Arkadaki adada gördüğünüz yapı ise, Antik dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri.
Yapılış tarihi MÖ.280.
Bir mimarlık ve mühendislik harikası.
Tabanı 340X340 metre ölçülerinde.
Yüksekliği 140 metreye yakın. Khufu ve Kefren Büyük Piramitlerinden sonra antik dünyanın en yüksek binası.
Dört kattan oluşuyor.
Etrafı heykellerle dolu. Heykellerden birinin eli sürekli güneşi gösteriyor. Diğeri açık denizde düşmanı işaret ediyor. Bir diğeri saatleri belirlemek için müzik çalan mekanik bir figür.
En üstte de muhteşem bir Poseidon heykeli.
Fener yüksek ateşle ışık saçıyor ve bronzdan yapılmış bir ayna ile ışık 54 kilometre uzaktaki gemilere kadar ulaşabiliyor.
Adını üzerinde bulunduğu Pharos Adası’ndan alıyor.
Bugün bile Fransızca, "Phare", İspanyolca "Fare", Portekizce "Farol" sözcükleri deniz feneri anlamına geliyor
Bizim dilimize geçen "Far", “Fener” sözcüklerinin de kaynağı.
Kral II.Philadelphus bu muhteşem yapıya sadece kendi adının yazılmasını istiyor.
Sostratus kralın adını bir levhaya yazdırıp, eserine koyuyor.
Ama aylar sonra bir başka yazı çıkıyor ortaya.
“Denizdekileri koruyan tanrılara Knidoslu Dexiphanes'in oğlu Sostratus’un armağanıdır.”
Bu yeni yazıyı görenler şaşkına dönüyor.
Çok sıkı bir şekilde korunan İskenderiye Fener’ine bu yazıyı kim, nasıl koydu?
Antik tarihçi Lucian’a göre olayın gerçeği şöyle.
“Knidoslu Sostratus, eserini bitirdikten sonra bu yazıyı yazıyor ama üstünü alçı ile kapatıyor. Bir süre sonra rüzgar ve deniz suyunun etkisiyle alçı dökülüyor ve kralın isminden daha büyük olan bu yazıt ortaya çıkıyor.”
İskenderiye Feneri MS 796, 1100 ve 1326'daki şiddetli depremlerle büyük hasar görüyor ve kalan taşlar 1480’de Memlüklerin Sultanı Eşref tarafından Pharos'un üzerine yapılan kalede kullandırılıyor.
Knidoslu mimar, mühendis Sostratus’un bu eseri dünya mimarlık tarihine adını yazdırmış bir yapıt.
Sırları hala tam olarak çözülebilmiş değil.
Sostratus’un bir çok mimarlık harikası eseri var.
Knidos’taki Dor düzenindeki Stao’da da (ticaret merkezi) onun imzası olduğu biliniyor.
Sostratus yaklaşık 2300 yıl önce yaşadı.
Babası Dexiphanes gibi Datça’lıydı.
Eserleriyle iz bıraktı.
Bugün tekrar dünyaya gelse ve Datça’yı gezse ne düşünür acaba?
Çarpık yapılaşma, beton çöplüğü, estetikten uzak, rant uğruna yok edilen doğa ve mimarisiz, biçimsiz bir kent.
“Batsın sizin uygarlığınız" der mi?

9 Ocak 2022 Pazar

CEMAL SÜREYA, PAROLA 555K VE BİR BAŞKALDIRI




"Şimdi Bursa’da ipek çeken kızlar
Bir karasevda halinde söylemektedir:
Görmeğe alıştığımız nice yazlar
Kimleri alıp götürdüler ama kimleri
Karanfil bıyıklı genç teğmenleri
Ak saçlı profesörleri, öğrencileri
Adları şuramıza işlemektedir
Ah dayanmaz dayanmaz bakmaya gözler
Bir karasevda halinde söylemektedir
Şimdi bursa’da ipek çeken kızlar

Şimdi erzurum’da çift sürenlerin
Geçit vermez kaşlarının altında
Derindir, ıssızdır, korkunçtur gözleri
Sabanın demiri girdikçe toprağa
Hınçlarını gömmektedir içine yerin.
Çünkü millet hayınları ankaralarda
Çünkü izmirlerde, çünkü istanbullarda
Çünkü başka yerlerinde memleketin
Kanına girdiler masum gençlerin
İşte onun için karanlıktır gözleri
Şimdi erzurum’da çift sürenlerin.

Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz
Gündüzü kısalttılar geceyi uzattılar
Şimdi acının ve hüznün göklerinde
Umudun yıldızı sarı yıldız mavi yıldız

Uykumuzun bir ucunda bombalar
Bir ucunda hürriyet inancı sabaha kadar
İngiliz usulü piyade tüfekleriyle
İnsanca yaşamanın onuru arasında
Milletcek bir gidip bir geliyoruz
Şimdi saat sekizdir başlar gecemiz

Şimdi ay doğar bulutlar arasından
Kavat derebeyleri yüreksiz bolu beyleri
Hırsızlar, yüzde oncular, kumar erleri
Cebren ve hile ile haklarımızı alan
Zulmü ve alçaklığı yöneten murdar üçgen
Biliyor musunuz bir orman gelişiyor şimdi
Türküleri duyuyor musunuz nice derin
Yakılmış çoban ateşleriyle dağlarda
Karanlığı tutuşturup bir köşesinden
Geceyi gündüze çevirenlerin

Biz şimdi alçak sesle konuşuyoruz ya
Sessizce birleşip sessizce ayrılıyoruz ya
Anamız çay demliyor ya güzel günlere
Sevgilimizse çiçekler koyuyor ya bardağa
Sabahları işimize gidiyoruz ya sessiz sedasız
Bu, böyle gidecek demek değil bu işler
Biz şimdi yan yana geliyoruz ve çoğalıyoruz
Ama bir ağızdan tutturduğumuz gün hürlüğün havasını
İşte o gün sizi tanrılar bile kurtaramaz."

×  ×  ×

Cemal Süreya'nın şiiriydi bu.
Adı, 555K.
555K bir parolaydı.
5'i ayın, 5'nci günü, saat 5'de, Kızılay'da demekti.
Bir demokrasi çağrısıydı.
Günler öncesinden kulaktan kulağa yayılmış ve kitleler gizlice örgütlenmişti.
5'i ayın, 5'i günü, saat 5'de Kızılay'da toplanacaklardı.

60 yıl öncesiydi.
Tarih 5 Mayıs 1960’tı.

Saat akşam 5'di.
555K parolasıyla örgütlenenler Kızılay Meydanı’nı doldurmuştu.
Bu Türkiye’nin ilk sivil itaatsizlik eylemiydi.
Yüzlerce öğrenci, aydın, yurtsever Demokrat Parti  iktidarını protesto ediyordu.
Hürriyet istiyorlardı.
Turan Emeksiz ve Nedim Özpulat katliamlarını protesto ediyorlardı.
Marşlarla yeri göğü inletiyorlardı.

"Olur mu böyle olur mu?
Kardeş kardeşi vurur mu?
Kahrolası diktatörler.
Bu dünya size kalır mı?"

Başkent sarsılıyordu.
O saatlerde Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes Meclis'ten dönüyordu. Eylem yapıldığını duyunca konuyu anlamak için soluğu meydanda almışlardı.
Onların meydana ulaşmasıyla tepkiler, sloganlar ve yuhalamalar artmıştı. 
Başbakan Menderes “istifa” sloganlarını duyunca, kendini kaybedip öğrencilerin üzerine yürümüştü.
Tartışmalar sırasında Menderes'in kravatı yamulmuş,  üstü başı dağılmıştı.
Başbakan “ne istiyorsunuz?” diye sorunca, öğrenciler, “hürriyet istiyoruz” diye bağırmıştı.

Menderes, “öldürecek misiniz beni, hadi, öldürün bakalım” diye karşılık verince, “Biz katil değiliz, katil hükümet” yanıtını almıştı. 
Tepkiler daha da çoğalınca Menderes bir gazetecinin aracıyla meydandan uzaklaşmış, bindiği arabanın tavanını yumruklarken, öğrencilere küfürler yağdırmıştı.
555K eylemi Menderes hükümetinin sonunu hazırlamıştı.
27 Mayıs darbecilerinin darbe bahanelerinden biriydi.
Bu demokrat eylemi örgütleyenlerin arasında Cemal Süreya da vardı.
Eylem sonrası defterine şu notu düşmüştü.
"Küçük bir olayın, toplumsal planda kökü varsa, birden nasıl büyüyebileceğini gördüm.”

24 Aralık 2021 Cuma

BUGÜN 25 ARALIK, TANRILARIN DOĞUM GÜNÜ


Evrenin ve insanın yaratılışının bir bütün olarak anlatıldığı en eski yazılı metin
Sümerler'in 6 bin yıllık “Enuma Eliş" isimli destanıdır.

Enuma Eliş, "Bir zamanlar gökyüzünde" anlamına geliyor.

Destan güneş sistemimizin, gezegenlerin ve tanrıların oluşumunu kozmik bir dille anlatıyor.
Sümerler Tanrılarının gökten indiklerine inandı, onlara Anunnaki(gökten düşenler) dediler.
Belki de bu yüzden insanoğlu binlerce yıl gökyüzü ile yakından ilgilendi.  
Güneşin, ayın, gezegenlerin ve yıldızların  hareketlerini gözlemledi.
Özellikle güneşe ayrı bir anlam yüklendi.
Çünkü güneş ışıktı ve yaşamın ana kaynağıydı. 
Her sabah yeniden doğandı.
Güneş bir yıllık döngüsünde 21 Aralık tarihine kadar güneye hareket eder.
21 Aralık tarihi geldiğinde adeta durur ve kuzey yarım kürede en uzun geceye, güney yarım kürede ise en uzun gündüze neden olur.
Bu durgunluk 3 gün sürer ve 24 Aralık'a kadar devam eder.
25 Aralık'a gelindiğinde ise güneş bu kez kuzeye doğru hareket etmeye başlar.
Antik çağda bu döngü güneşin 3 günlük aradan sonra yeniden doğması demekti. 
Güneş doğuyor, yükseliyor ve gündüzler uzuyordu.
Gündüzlerin uzaması, ışığın karanlığı yenmesi ve bahar ile bereketin habercisiydi.
Işığın, baharın ve bereketin müjdesini ancak tanrılar verebilirdi.
Ve insanlık 25 Aralık'larda Tanrılar yaratmaya başladı.

Mısır'ın Güneş tanrısı Horos MÖ 3000'de 25 Aralık'ta doğmuştu. Bakire İsis'in çocuğuydu. Çarmıha gerildi, üç gün ölü kaldı,  sonra tekrar dirildi.

Persler'in ışık tanrısı Mithra MÖ 1400'de 25 Aralık'ta doğdu.Onun da annesi bir bakireydi. Ölümünden 3 gün sonra dirildi. Kutsal günü pazardı.

Antik Anadolu'nun tanrılarından Frigyalı Attis MÖ 1200'de 25 Aralık'ta doğdu. Bakire Nana’nın çocuğuydu.  Çarmıha gerildi, gömüldü ve 3 gün sonra yeniden dirildi.


Hindistan’ın tanrılarından Krishna M.Ö 900'de 25 Aralık'ta doğumunu müjdeleyen bir yıldızla birlikte dünyaya geldi. Annesi bakire Devaki'ydi. O da ölümünden sonra dirildi.

Ege ve Akdeniz halklarının tanrısı Dionysus M.Ö 500'de 25 Aralık’ta bir bakireden dünyaya geldi. Ölümünden sonra yeniden dirildi.

25 Aralık'ta doğanlar sadece bu tanrılar değildi. Hermes, Buddha, Zeus, Zerduş, Adonis, Herakles ve onlarcasının da 25 Aralık'ta doğduğuna inanıldı.

25 Aralık pagan toplumlardan sonra tek tanrılı dinlerde de kutsandı.
Hz. Adem’in tövbesi 25 Aralık'ta kabul edilmişti.
Hz. Musa 25 Aralık'ta denizi yararak firavun ve ordusunu sulara gömmüştü.
Hz. Nuh’un gemisi 25 Aralık'ta  Cudi dağında karaya oturmuştu.
Hz. Yunus balığın karnından 25 Aralık'ta kurtulmuştu.
Hz. Yusuf kardeşlerinin attığı kuyudan 25 Aralık'ta  çıkarılmıştı.
Hz. İsmail 25 Aralık'ta doğmuştu.
Hz. Yakub’un oğlu Hz. Yusuf’un hasretinden kapanan gözleri 25 Aralık'ta  görmeye başlamıştı.
Hz. Eyyüb hastalığından 25 Aralık'ta  şifaya kavuşmuştu.


Bugün 25 Aralık.
Noel.
Ya da Doğuş Bayramı, Kutsal Doğuş veya Milat Yortusu.
Hristiyan inancına göre Hz. İsa'nın doğum günü.
Hz.İsa da tüm pagan tanrıları gibi bir bakireden(Meryem) doğdu. 
Roma tarafından çarmıha gerildi.
3 gün ölü kaldı ama sonra yeniden dirildi.
Mutlu Noeller.


23 Kasım 2021 Salı

MEZAR TAŞINDAKİ ÖĞRETMEN



Tarih MS 120'ydi.
Aylardan kasımdı.
Marmara Bölgesi çok şiddetli bir depremle sarsıldı.
Özellikle Nikomedia(İzmit) büyük felaket yaşamıştı.
Okullar, evler, tapınaklar yerle bir olmuştu.
Yüzlerce ölü, çok daha fazla yaralı vardı.
Felaketin boyutları o kadar büyüktü ki, sağ kalanların yaşamlarını sürdürmesi imkansız gibiydi.
Roma İmparatoru Hadrianus bölgenin tekrar ayağa kalkması ve insanların ihtiyaçlarının karşılanması için para göndermese, belki de İzmit'te hayat sona erecekti.
Aradan yüzyıllar geçti.
Bölgedeki kazılarda bir stel(mezar taşı) bulundu.
Üzerinde bir kartal kabartması ve ayakta duran 3 insan figürü vardı.
Ortada bir yetişkin, ellerini yanında duran iki çocuğun omuzlarına koymuştu.
Bugün Louvre Müzesi’nde sergilenen stelde antik Yunanca şöyle yazıyordu.

"Diogenes oğlu Thrason bu taşı, oğulları olan 5 yaşındaki Deksiphanes ile 4 yaşındaki Thrason ve onları eğiten 25 yaşındaki Hermes için diktirdi. Hermes, depremin yıkıntıları arasında bile öğrencilerini bu şekilde kucaklamıştı."

Yazıttan anlaşılan şuydu.
Nikomedia'yı yerle bir eden deprem anında öğretmen Hermes, iki öğrencisi Deksiphanes ile Thrason'u korumak için onlara sarılmış ve birlikte yıkıntılar altında kalmışlardı.
Öğretmen depremden kaçmak yerine öğrencilerinin canını korumayı seçmişti.
Bu yüzden cesetleri birbirlerine sarılmış durumda bulunmuştu.
Öğrencilerin babası Diogenes oğlu Thrason, ölürken bile çocuklarına sahip çıkmaya çalışan öğretmen Hermes'in anısına bu mezar taşını diktirmişti. (*)

*. *. *

Bugün Öğretmenler Günü.
Öğrencileri için gerekirse canını feda eden tüm öğretmenlere saygıyla.

(*)-Hasan Malay makaleleri

19 Kasım 2021 Cuma

YATAĞAN'IN KÖPRÜSÜ, YÜREK YAKAR ÖYKÜSÜ



Eskiden Ahi Köyü idi adı.
44'te Halikarnas Balıkçısı'nın önerisiyle Yatağan oldu.
Arkasına dayanan yüce dağdan esinlenmişti balıkçı.
Sandalına da aynı ismi koymuştu; Yatağan.
Milas'ın bu güzel ilçesi binlerce yıllık bir kültür zenginliğine sahip.
Anadolu'nun köklü uygarlıklarından biri olan Karya'nın başkenti Stratonikeia orada.
Stratonikeia ölümsüz aşıkların kenti. Kentin kuruluş öyküsü turizm için bulunmaz bir nimet.
Antik çağın birçok ünlü gladyatörünün mezarı orada.
Stratonikeia'nın kutsal alanı Lagina orada.
Putperestliğin merkezi Hekate Tapınağı orada.
Bugün dünyada 300 milyondan fazla putperestin zaman zaman ziyaret ettiği bir yer Yatağan.
Milyonların sevgilisi İngilizler'in ünlü rock grubu Led Zeppelin'in efsane parçaları  "Stairway to HeavenHekate için yazdığı biliniyor.
Bitmedi.
Kanuni Sultan Süleyman'ın Rodos seferine çıkmadan önce namaz kıldığı Selçuklu camisi orada.
Türkiye'de arkeolojinin babası, ilk müzeci ve ünlü ressam Osman Hamdi Bey'in yaşadığı ev orada.
Muğla yöresinde türkülere konu olan tarihi konaklar da orada.
Bunlar gibi daha birçok tarihi ve kültürel zenginliği var Yatağan'ın.
Ayrıca termik santraller için çıkarılan kömürün binlerce kilometrelik doğayı cehenneme çevirmesine rağmen hala bir bereket sofrası Yatağan.
Zeytinin cenneti. 
Her türlü sebze ve meyve yetişiyor topraklarında.
Cevizi de var, bademi de.
Az da olsa arıcılık ve hayvancılık da sürüyor.
Antik çağda Knidos dahil  Ege ve Akdeniz adalarına giden mermerlerin ocakları da orada.
Böylesine çok renkli, çok kültürlü, çok bereketli bir ilçe Yatağan.

*. *. *

Günümüzde kurumlar, kuruluşlar, şirketler, oluşumlar, topluluklar önce logolarıyla kamuoyunun karşısına çıkarlar.
Çünkü logo yüzdür, logo duruş ve imajdır.
Bugün bir grafik şirketine Yatağan için bir logo yap deseniz, size yukarıda yazdıklarımdan yüzlerce seçenek sunabilir.
Peki, Yatağan Belediyesi'nin logosu ne biliyor musunuz?
Demir bir köprü.
Diyebilirsiniz ki; güzel bir logo, çünkü köprü halkları birleştiren bir yoldur.
Ama öyle değil.
Bu köprü 1919 yılında İtalyan ordusunun Yatağan'ı işgal ettiği zaman yaptığı köprü.
İşgalden kalma, savaş için yapılmış bir köprü.
İnsanın mantığı almıyor.
Bu kadar zengin bir geçmişe, kültür birikimine, bereket fışkıran topraklara sahip olan Yatağan'ın logosu İtalyan işgalinden kalma, savaş için yapılmış demir bir köprü olabilir mi?
Maalesef oluyor.
Yerli ve milli böyle olunuyor!


17 Ağustos 2021 Salı

SİYASİ EMELLER VE RANT UĞRUNA SELE KURBAN EDİLEN BİR BELDE


Bir zamanlar "Gevene" idi adı.

Sonra Pazaryeri yaptılar.

Kastamonu'nun Abana ilçesine bağlı güzel bir köydü.
Ezine Çayı'nın yatağının yamaçlarına kurulmuştu.
Evler kargirdi.
Adından da anlaşılacağı gibi büyük bir pazarı vardı.
Her hafta Perşembe günleri kurulan pazar bölgenin en bereketli, en hareketli alış veriş yeriydi.
Çevre köylerde yetiştirilen meyva ve sebzeler bu pazarda alıcı bulurdu.
Ayrıca her yıl Ağustos ayının son haftası 15 günlük bir panayır kurulurdu.
Bu panayır da çok ünlüydü.
Özellikle İstanbul, Ankara gibi büyük kentlerden gelen tüccar sınıfı buradan çok büyük miktarlarda sebze, meyva siparişi verir, ticari anlaşmalar yapardı.
Hatta Mısır'dan gelip alış veriş yapanlar bile vardı.
Köyün hemen yanında bir Rum mezarlığı bulunuyordu.

Izmana, Aya, Zırma, Gerdiç, Narba, Hene, Mimir, Kilmes gibi yerleşimlerden gelen Rumlar bu mezarlıkta atalarına dua ederdi.
Cumhuriyet sonrası devlet tarafından adı Bozkurt olarak değiştirilse de, halk eski ismini kullanmayı, "Pazaryeri" demeyi tercih etmişti.
1950 yılına gelindiğinde köyün nüfusu bine yaklaşmıştı.
O yıl Türkiye'de seçimler vardı.
Pazaryeri halkı çok büyük bir oranda seçimi kazanan Demokrat Parti'ye oy vermişti.
Bağlı olduğu ilçe Abana ise tümüyle Cumhuriyet Halk Partisi'ne.
İşte bu siyasi farklılık yörede kutuplaşmalara neden oldu.
Kutuplaşmadan beslenenler için bundan büyük bir fırsat olmazdı.
1952 yılında Demokrat Parti iktidarı kendisine oy veren Pazaryeri'ni ilçe yaparak ödüllendirdi.
Kendisine oy vermeyen Abana'yı ise cezalandırdı. İlçe statüsünden çıkarıp, köye çevirdi.(1)
1953 yılında ismi tekrar Bozkurt olarak değiştirildi ve belediye kuruldu.
İşte o tarihten sonra Pazaryeri'nin kaderi değişti.
Yerleşim yamaçlardan nehir yatağına kaymaya başladı.
Kargir evler yerini betona bıraktı.
Bir zamanlar pazar yeri kurulan bölge artık koskoca bir şantiyeydi.
O eski Rum mezarlığı bile inşaatla doldu, o bölgeye çarşı kuruldu.
Cumhuriyet Halk Partisi belediye statüsünün Abana'dan alınıp, Bozkurt'a verilmesine itiraz etti.
Mecliste tartışmalar yaşandı.
CHP tarafından Anayasa Mahkemesi'ne götürülen iptal başvurusu reddedildi.
1960 ihtilalinden sonra Bozkurt'un ilçe statüsü korunurken, Abana da tekrar ilçe yapıldı.(2)
Böylece yöredeki kutuplaşma önlenmek istendi.
Oysa iki ilçe arasında sadece 3 kilometrelik bir uzaklık vardı.
Abana ve Bozkurt Türkiye'nin birbirine en yakın iki ilçesi oldu.
Peki sonra.

Sonrası malum.
Her yıl daha çok inşaat, artan nüfus,  dereyatağına verilen imar izinleri.
Plansız, altyapısız ve  denetimsiz büyüme.
Çevredeki ağaçların kesilip, derelere set çekilmesi.
HES'lerin her yeri sarması.
Biten tarım, kaybolan pazar kültürü, köylerin terkedilmesi.
Para, para, para.
Ve sonuç.
Büyük bir sel felaketi, onlarca ölü, onlarca kayıp, yıkılan evler, dağılan yuvalar, milyarca liralık zarar.

Önce Gevene'ydi adı, sonra Pazaryeri, şimdi Bozkurt.
Bir zamanların şirin bir köyüydü Karadeniz'in.
Siyasi emeller ve rant uğruna sele kurban edildi.
Yüzlerce köy gibi.
Ders alınır mı acaba?




1- https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d09/c026/b020/tbmm090260200404.pdf )

 2-( https://www.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/MM__/d02/c027/mm__02027073ss0634.pdf )

1 Ağustos 2021 Pazar

YANGIN YERİNDE MERMERE KAZINMIŞ BİR MEKTUP



Manavgat yanıyor.
Ege ve Akdeniz'in çok yerinde olduğu gibi Manavgat alevler arasında.
Köyler, mahalleler boşaltılıyor.
İnsanlar evsiz kalıyor.
Yüzlerce hayvan telef oldu.
Koyunları yangının ortasında kalan bir köylü ağlayarak, çevresine sesleniyor.
"Yardım edecek kimse yok mu?"
Maalesef yok çünkü herkes can derdinde.
Yedi vatandaşımız yanarak yaşama veda etti.
Çok sayıda yaralı var.
Ortalık cehennem gibi.
Manavgatlılar diğer yangın mağdurları gibi devletten yardım bekliyor.

*.   *.   *

MS 260'lı yıllardı.
Pers baskısı, kuraklık ve artan nüfus nedeniyle Manavgat'ta(Side) büyükbir kaos yaşanıyordu.
Açlık tehlikesi ile karşı karşıyaydılar.
Oysa tahıl üretiminde çok başarılıydılar.
Ancak yetiştirdikleri  bu tahılın büyük kısmını Roma Ordusu'na vergi olarak gönderiyorlardı.
O yıl da bu vergiyi öderlerse aç kalacaklardı.
Kenti yönetenler düşündüler, taşındılar ve son çare olarak dönemin Roma İmparatoru Publius Licinnius Gallienus'a bir mektup göndermeyi kararlaştırdılar.
Bu onlar için son umuttu.
Belki İmparator Gallienus vicdanının sesini dinler ve Manavgat'tı  vergiden muaf tutardı.
Mektup Roma'ya gitti.
Bir süre geçti, cevap yoktu.
Artık umutları tükenmek üzereydi.
Ama bir gün bölgenin Roma valisi, bir grup lejyonun korumasında at üstünde Side'ye  geldi.
Elinde bir mektup vardı.
Mektup İmparator Gallienus'tandı.
Halkı agoraya topladılar ve vali yüksek sesle mektubu okudu.

"15 yıldır halk vekilliği yetkisine sahip, 7 kere konsül olmuş, İmparator Publius Licinnius Gallienus kent yöneticilerini, meclisini ve halkını selamlıyor. Ülkenizin kendi kendine yeterli olduğuna kesinlikle inandığım için bu kötü durumun ortaya çıkışıyla ilgili ülke dışından bir yardıma ihtiyacınızın olabileceğini hiç düşünmedim. İhtiyacınızı karşılamaya yönelik bir çözüm buldum ve kentin kullanımı için gönderilen buğdayın vergi ödemelerinden muaf tutulmanızı emrettim."

Manavgatlılar büyük sevinç yaşadı.

Side kenti "Yüce Gallienus" sesleriyle yankılandı.
Artık aç kalmayacaklardı.
Artık çocuklarını doyurabileceklerdi.
Yetiştirdikleri tahıl kendilerine yeterdi.
Manavgatlılar imparatorun bu jestini yıllar boyu unutmadı.
Hayatlarını kurtaran bu mektubu bir mermere kazıyarak, kentin en iyi yerine diktiler.

*.   *.   *

Yıl 2021.
Manavgat ve çevresi yine zor durumda.
Milyonlarca insan devletten yardım bekliyor.
Yangın bölgesine giden devlet yöneticileri eğer Side Müzesi'ne uğrarlarsa,  İmparator Gallienus'un mermere kazınan o mektubunu okuyabilirler.
Olur a, o mektup belki örnek olur.
İnsanlar dağıtılan çayları afiyetle içer!

Öne çıkan

DATÇA 1942: EN SESSİZ GECE

1942 yılının Ocak gecesi… Simi adasının taş sokaklarında faşizm geziyordu. Alman üniforması taşıyan İtalyan askerlerin ayak sesl...