16 Şubat 2020 Pazar

KÖMÜR SAHALARIN BEYAZ PUDRALI EFSANESİ



Yıl 1919.
Amerika Kupası finalinde Brezilya ile Uruguay karşı karşıya geliyordu.
Denk kuvvetlerin kıran kırana bir mücadelesiydi.
Dakikalar ilerliyor, iki takım da birbirine üstünlük sağlayamıyordu.
Artık son çeyreğe girilmişti.
Heyecan doruktaydı. Belli  ki, golü atan kupayı alacaktı.
Golü Brezilya attı ve  ilk uluslararası kupasını kazanmış oldu.
Golü atan adam ilginçti.
Kıvırcık saçlarını jöle ile düzleştiren, siyahi tenini beyaz pudra ile gizleyen yeşil gözlü biriydi.
Adı, Arthur Friedenreich'ti.
Döneminin efsane ismiydi.
Lakabı Kaplan'dı. 
Tekniğe ve estetiğe dayalı Brezilya futbolunun mimarıydı.
Rakiplerin tekmelerinden kurtulmak için çalımı icad etti.
Attığı 1329 golle dünyanın en fazla gol atan futbolcusu oldu.
Onun bu rekoru hala kırılamadı.
Peki kimdi bu Arthur Friedenreich?
Neden ismi çok duyulmamıştı.
Çalım atmaya neden ihtiyaç duymuştu?
Ve asıl soru,  neden maçlarda kıvırcık saçlarını jöle ile düzleştirip, siyahi tenini beyaz pudra ile gizliyordu?

*.   *.   *

Arthur Friedenreich 1892 yılında Brezilya'nın Sao Paulo kentinde doğdu.
Babası beyaz bir Alman tüccar, annesi siyah bir Afro Amerikan çamaşırcıydı.
Küçük yaşlarda futbola merak sardı.
Mahalle aralarında, Sao Paulo plajlarında oynuyordu.
Delikanlı çağına gelince Alman göçmenlerinin kurduğu Germania takımında forma giymeye  başladı.
Ancak işi zordu.
Çünkü melezdi ve siyah tenliydi.
O yıllarda ırkçılık ve kölelik had düzeydeydi. Bir siyahın beyazlardan oluşan bir takımda oynaması sadece tribünlerin tepkisini çekmiyor, rakiplerin sert tekmeler atmalarına neden oluyordu.
İşte bu nedenle her maçtan saatler önce soyunma odasına gizlice girer, annesinden kalan gen mirası kıvırcık saçlarını düzleştirip, siyah tenini de pudra ile gizlerdi.
Ama yine de tekmelerden kurtulamadı.
Bu yüzden çalımı icad etti.
Derler ki, bir maçta kaleci dahil tüm rakipleri çalımlayarak topu filele bıraktı, rakip takım utancından sahadan çekildi.
Müthiş bir tekniği vardı.  Adeta bir cambazdı. Kısa sürede nam saldı.
Sırasıyla Mackenzie College, Paulistano, Sao Paulo, Flamengo, Atletico Mineiro, Santos gibi o dönemin iddialı takımlarında oynadı.
26 yıllık birinci lig geçmişinde rakip ağlara tam 1329 gol attı.
Bu bir Dünya rekoruydu. Pele bile onun kadar gol atamamıştı. Rekoru bugün bile kırılamadı.

*.  *.  *

1919 yılında Brezilya'ya Güney Amerika Kupası'nı kazandırmasına rağmen, 1922 yılında Arjantin'de yapılan bir sonraki turnuvada kadroya alınmadı.
Çünkü dönemin Brezilya Cumhurbaşkanı Epitacio Pessoa, sadece beyazların Brezilya forması giyebileceğini söyleyerek, Arthur Friedenreich'i milli takımda istememişti.
Ten rengi nedeniyle milli formadan afaroz edilmişti.
Ancak yılmadı, futbola daha çok tutundu.
1925 yılında formasını giydiği Paulistano takımıyla birlikte Avrupa’ya davet edildi. Sekiz maçta Avrupa takımlarının ağlarına 11 gol bıraktı. 
Çalımları, pasları ve golleriyle herkesi büyüledi.
Gazetelerde manşetlere oturdu.
Anavatanı Brezilya'da görmediği saygı ve takdiri Avrupa'da gördü.
Avrupa'dan çok teklif aldı ama ülkesini bırakamadı.


Brezilya'ya geri döndüğünde tek bir hayali vardı;  1930 yılında Uruguay'da ilk kez düzenlenecek olan Dünya Kupası'nda Milli takım formasını giymek.
Maalesef hayalleri gerçek olmadı.
Kadroya almadılar.
Oysa 1914 yılında Brezilya'ya gelen efsane İngiliz takımı Exeter City'e karşı Brezilya Karması'nın formasını giymiş ve muhteşem futboluyla maça damgasını vurmuştu. O maç Brezilya'nın ilk milli maçıydı ve 2-0'lık galibiyette Arthur Freidenreich'in payı büyüktü.
Ama sahadaki başarılarının ırkçılar için bir önemi yoktu.
Milli Takıma bir kez daha alınmayınca yıkıldı.
Bir süre sonra da 26 yıllık profesyonel futbol hayatını  noktaladı.
Üstelik hiç para kazanmadan.

*.   *.   *

Bugün Brezilya futbolu denince akla Pele, Garrincha, Zico gibi isimler gelir.
Oysa hepsinden daha efsane olan Arthur Friedenreich'tir.
Dünyaca ünlü Uruguaylı yazar Eduardo Galeano, 'Gölgede ve Güneşte Futbol’ kitabında şöyle der.
"Brezilya'nın uluslararası zaferlerinin kutlamalarında taraftarlar bayrak yerine tek bir futbol ayakkabısı taşırdı  ve o ayakkabının altında (Friedenreich’in zafer getiren ayakkabısı) yazardı."





7 Ocak 2020 Salı

ÖLÜYORUM TANRIM, BU DA OLDU İŞTE.




                                           " Ne demiş uçurumda açan çiçek,
Yurdumsun ey uçurum." 

Asıl adı Cemalettin Seber’di.
Pülümür doğumluydu.
Kürt asıllı.
Dersim isyanı nedeniyle ailesi Bilecik’e sürüldü.
Malı mülkü köylerinde bırakmışlardı.
Geçim sıkıntısına düştüler.
Babası Bilecik’te iş bulamayınca gizlice İstanbul’da şoförlük yapmaya başladı.
Ama kısa sürede yakalandı.
Çünkü Kürt sürgünlerin bulundukları yeri terketmesi yasaktı.
Cumhuriyetin işkence merkezi Sarsaryan’da gözaltına alındı, sorgulandı.
Cemalettin 9 yaşında babasını işkencede gördükten sonra karar verdi.
Kürt kimliğini gizleyecekti.
Yıllarca gizledi.
Çok sonraları şöyle anlattı, o günleri.
“Bizi kamyona doldurdular,
Tüfekli iki erin nezaretinde,
Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular,
Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar,
Tarih öncesi köpekler havlıyordu.”


*. *. *

Büyüyünce adını da, soyadını da değiştirdi.
Cemal Süreyya oldu.
Yıllar sonra girdiği bir iddiayı kaybedince soyadındaki “y” harflerinden birini çıkardı.
Artık Cemal Süreya’ydı.
Dört kez evlendi, 26 farklı evde yaşadı.
Onlarca iş değiştirdi.
Maliye Bakanlığında çalıştı, darphanede müdürlük yaptı.
Sonunda şair oldu.
Hem de büyük şair.


Oysa o bu büyüklüğü hiç kabul etmedi.
Şöyle tanımladı kendini..
“Çok şükür, büyük şair değilim.
Ama bir sır söyleyeyim mi kulağına.
Cins şairim ben!
Çıkar giderim.
Nişancı bir şairim,
Gözünden haklarım imgeyi.”


*. *. *

O kabul etmese de büyük şairdi.
Aşk şiirleri yazdı.
"Annesinden dayak yediği halde, 
yine ‘Anne’ diye ağlayan bir çocuktur aşk."


Özlem şiirleri yazdı..
"Özlem kapıda yine, 
zarf zarf akıyor kapımın altından,
gülümsemen bırakmıyor gözlerimi."


Ayrılık yazdı.
"Önce sevdiğiniz terk eder sizi,
ardından uykunuz.
Sonra ne sevdiğiniz geri gelir,

ne de uykunuz."

Sevda yazdı.
" Okyanusta ölmez de insan, 
gider bir kaşık ”sevda” da boğulur."


Yalnızlık yazdı.

"Ne olmuş her fırsatta kendimle konuşuyorsam?.
Bakma sen yanlış demiş eskiler, 
Kendi kendine konuşana deli değil, 
yalnız derler."


Martı, Deniz, Rakı yazdı.
Özgürlük sevdalısıydı.
Derlemeler, çeviriler yaptı.
Onlarca kitaba imza attı.
Aziz Nesin, sahip olduğu bilgi birikimi için Cemal Süreya’ya “Dünyanın en küçük devleti” derdi..







25 yıl önce bir Ocak günü öldü.
"Ölüyorum tanrım
Bu da oldu işte.
Her ölüm erken ölümdür,
Biliyorum tanrım.
Ama, ayrıca aldığın şu hayat
Fena değildir.
Üstü kalsın." 




O hep, “özgürlüğün geldiği gün, o gün ölmek yasak” demişti.
Yıllarca kimliğini gizlemekten hiç özgür olamadı.
Yine de vatanını çok sevdi..
" Ne demiş uçurumda açan çiçek,Yurdumsun ey uçurum!."

#cemalsüreya
#9ocak

29 Aralık 2019 Pazar

ZİTO İ EPANASTASİS: YAŞASIN İSYAN



Bazı tarihler unutulmamalı.
Unutturmak isteseler de, unutulmamalı.
İnadına hatırlatılmalı.
Yeni bir dünya için, barış için, halkların kardeşliği için hatırlatılmalı.
Bıkmadan, usanmadan yazılmalı, çizilmeli.
Barış ve sevgi yeni nesillere taşınmalı.
İşte bu olay da onlardan biri.


*. *. *

1919 yılının başlarında Britanya İmparatorluğu Anadolu ve ortadoğuda kendine sömürge olacak yeni devletler yaratmak, yeni sınırlar çizmek için düğmeye basmıştı.
Yunan başbakanı, megalo ideanın mimarı Venizelos İngiltere'nin kapıkulu olmuş, Küçük Asya dediği Anadolu'yu işgal etmek için gün sayıyordu.
1919 yılının 14 Mayıs'ında İngiltere ve Fransa destekli Yunan donanması İzmir'i işgal etmek için Pire limanından hareket etti.
Kruvazörler Ege'nin dalgalarını aşarken, bir grup sosyalist Yunan askeri gemilerde gizli gizli bir bildiriye imza atıyordu.
Bildiri savaşa karşı olan Yunanistan Komünist Partisi'nin(KKE) manifestosuydu.


Özetle şöyle deniliyordu manifestoda.
"Anadolu’nun işgali Britanya emperyalizminin bir oyunudur..Britanya mazlumların kanıyla yeni sınırlar çiziyor. Biz bu oyuna alet olmayacağız. Anadolu halkı bizim kardeşimiz.. Biz onları öldürmeyeceğiz."
Yaklaşık 200 Yunan astsubay ve eri Anadolu'nun işgaline karşı çıkmış ve manifestoyu imzalamıştı.
Liderleri Mustafa Kemal gibi Selanikli'ydi.
Adı, Yomaganis’ti. 
Örgüt hücresi Mihaili İkonomu, Miltiyadi Zaferiyadi ve Niko Banano’dan oluşuyordu. 
Manifesto sadeca Yunan Donanmasında değil. Atina'da da imzalanıyordu.

*. *. *

15 Mayıs 1919 sabahı İngiliz ve Fransızlar'ın desteğiyle Yunan donanması İzmir'e çıkmıştı.
Küçüklüğünden beri Türk düşmanlığıyla yoğrulan Yunan askerleri İzmir'e ayak basar basmaz milli duygularla çoşarak katliama başlamıştı.
"Anadolu halkı bizim kardeşimiz, biz savaşmayacağız" diye silah bırakan 200 sosyalist Yunan askeri ise tutuklanmıştı.

*.  *.  *

Anadolu'nun işgaline karşı çıkan 200 Komünist asker İzmir'de aylarca cezaevinde tutuldu, işkencelerden geçirildi.
Hiç biri imzasını geri çekmedi.
Aylar süren sözde mahkemelerden sonra ölüm fermanları verildi.
1921 yılının ilk günü İzmir'in Balçova (Balçıklıova) semtinin İnciraltı sahilindeki İşgal Kuvvetleri Komutanlığı Karargahında kurşuna dizildiler.
İnfaz mangası nişan aldığında, gözleri bağlı olan İsyancı Yunanlılar son sözlerini söyledi.
Manolis "Yaşasın Halkların Kardeşliği" diye bağırdı.
Stelios, "Kahrolsun Britanya Emperyalizmi" diye haykırdı.
"Bizler fakiriz, buradayız" dedi Hristos, sonra ekledi..
"Zenginlerin ve güçlülerin asker olmamak gibi yolları var, bizim yok."
Haris alçak bir sesle ve tane tane konuştu.
"Artık bize özgürlükten söz etmeyin. Çünkü köleliğimizi dayanılmaz şekilde hissetmekteyiz. Artık bize vatanlardan ve eski düzeni yeniden kurmaktan söz etmeyin."Yunanlı komutan ateş emrini verdiğinde 200 isyancı sosyalist hep bir ağızdan bağırdı.
"ZİTO İ EPANASTASİS" (Yaşasın isyan)
Sonra birer birer, Ege'nin berrak sularına gömüldüler.
Aynı günlerde Anadolu'nun işgaline Yunanistan'da karşı çıkan 117 Yunanlı sosyalist de Atina'da kurşuna dizildi.


Onlar da son nefeslerinde aynı şeyi söylediler.
"Yaşasın İsyan"
Onların başlattıği isyan ateşi nedeniyle binlerce Yunanlı sokaklara dökülürken, Yunan Ordusundan firar edenlerin sayısı 90 bine ulaşmıştı.

İzmir'in işgalindeki bu 200 yürekli Yunan askerinin hazin öyküsünü İzmirli şair Tuğrul Keskin yeni kitabında yazdı.
Kitabın ismi de "Zito i Epanastasis."
Unutmamak için, unutturmamak için, insanlığın yarınları için.
Okunmalı, yazılmalı, anlatılmalı.
Yeni nesillere taşınmalı.



O yıllarda İzmirli komünist Rumların "Irgat" isimli gazetesi savaş karşıtı yayınlarıyla dikkat çekiyor.


NOT: 200 Yunanlı komünist için İzmir'de her yıl bir anma töreni düzenleniyor,
NOT: Fotoğraflar temsilidir

25 Aralık 2019 Çarşamba

HERKESİN BİR "NOEL BABA"SI VAR


Yeni yıl geldi ya.
Ortaçağ ulemaları konuşmaya başladı.
Noel hristiyan işiymiş.
Noel'i kutlamak günahmış.
Noel bizim kültürümüze aykırıymış.
Noel'i kutlayan çarpılırmış.
Daha ne mışlar, ne mışlar.
Ağız ishali olmuşlar.
* * *
Dünyayı sadece Arabistan yarımadası sanan, Anadolu tarihinin İslam ile başladığına inanan, Arap kültürünün bu toprağın kültürü olduğuna şartlanmış Yeni Türkiye'nin yeni yetmeleri, Noel Baba denilen sembolü hristiyanlıkla eş anlamda algılıyor.
İlgisi yok.
Önce Noel'in kelime anlamına bakmak gerekiyor.
Noel kelimesi, Keltçe yeni anlamına gelen “Noio” ile güneş anlamına gelen “Hel” sözcüklerinden oluşmakta.
Noel "Yeni Güneş" demek.
Yeni yılın habercisi.
Putperest dönemde yeni yıl için düzenlenen törenlere verilen bir isim "Noel."
Örneğin İsa'dan önce Roma döneminde halkın mutlu bir olayı kutlarken “Noel, Noel” diye bağırdıkları yazıtlarda mevcut.
Noel pagan kültürün günümüze ulaşan bir geleneği aslında.
Bir folklör.
Çünkü tüm toplumların bir "Noel Baba"sı var.

Mesela Kazaklarda "Ayaz Ata"
Mavilere kuşanmış giysileri ve beyaz sakalıyla geyiklerin çektiği bir ihtiyar.
Ayaz soğuk demek..
Ayaz Ata, kış atası, kar atası anlamında.
Türkmenistan'da da Ayaz Ata inancı hakim.
Azeriler'in "Şaxta Baba"sı mesela.
Şaxta soğuk anlamına geliyor.
Şaxta babanın bir de torunu var; Qar Kız (Kar Kız)
Hediyeleri dede torun ikisi birden dağıtıyor.
Dersim Kürtlerinin geleneklerinde "Khalo Gağan" diye bir efsane isim var.
Khalo yaşlı, ihtiyar demek.
Gağan Aralık ayına denk gelen dönem.
Khalo Gagan "Aralık Dedesi", yani Noel Baba.
Tesadüfe bakın ki, o da eşi Fato ile çocuklara hediyeler dağıtıyor.
Sadece bunlar değil örnekler.
Çerkezler'de Ves Dade.
Ermeniler'de Gağant Baba (Jmer Papi)
Gürcüler'de Tovlis Baba.
Sibirya bozkırlarında Ded Maroz.
Hepsinin ortak özelliği, iyilik sever sevimli ihtiyarlar olması ve soğuk kış aylarında çocuklara hediyeler dağıtması.
Noel inancının ilk çıktığı yer İskandinav Mitolojisi.
İnanca göre Tanrı Odin kanatlı atı Sleipnir ile avlanmaya gittiğinde, çocuklar Sleipnir için çizmelerine saman koyup şöminenin yanına asarmış.
Tanrı Odin de bu iyilik nedeniyle çocuklara hediye ve şekerlemeler getirirmiş.
Zamanla Tanrı Odin'in yerini Aziz Nicola almış.
Uçan at Sleipner'in yerini uçan Ren geyikleri.
Hediye konan çizmelerin yerine de çoraplar.
Güzel masal değil mi?
"Noel Baba"nın öyküsü bu.
Ve her toplumun buna benzer bir hikayesi var.
Noel Baba folklörü insanlığın ortak kültürü aslında.
Çölde yaşayan Arap toplumları kar yağışına uzak olduğu için bu kültürden etkilenmemiş.
İşte budur ol hakikat.
Bırakın herkes dilediği gibi kutlasın.

18 Aralık 2019 Çarşamba

12 GEZEGEN, 12 TANRI VE MİLYARLARCA İNSAN.



Bizden 6 bin 500 yıl önce Mezopotamya'da bir kültür çıktı ortaya.
Sümerler denildi adlarına.
Tarihçilere göre uygarlığın temelini atan insanlardı Sümerler.
Çünkü insanoğlu yazı ve astronomiyi ilk kez onlarla tanımıştı.
Özellikle astronomi.
Sümerler o çağda güneş sistemimizi biliyordu.
Yazıtlarda, tabletlerde güneş sistemimizle ilgili hayret edici bilgiler bıraktılar.
Sümer yaratılış destanı Enuma Eliş kelime anlamı olarak "Bir zamanlar gökyüzünde" demekti ve gezegenlerin güneş sistemimize giren dev bir gezegen çarpışmalarından oluştuğunu anlatıyordu.
Sümerler bizim güneş sistemimizde Güneş ve Ay dahil 12 gezegen olduğuna inanıyordu.
..Ve bu 12 gezegeni tablete, mühürlere, yazıtlara işlediler.
12'nci gezegene de "ortadan geçen" anlamına gelen "Niburu" adını verdiler.
Sümerler bu gezegenleri birer Tanrı olarak benimsediler.
Onlar, o çağda inanılmaz bir kozmik bilginin sahibiydiler.
Çünkü,  Ay’ın Dünya çevresinde yılda 12 kez döndüğünü gözlemlediler.
Bir yılın, her biri 30 gün süren 12 aydan meydana geldiğini anladılar.
Yine Ay, günde 12 derecelik bir açısal mesafeyi tarıyordu.
Burçlar Kuşağı denilen kuşak, kuzeyle 12 ve güneyle 12 derecelik açı yapan bir bant içinde yer alan yıldızlardan oluşmaktaydı.
Jüpiter gezegeni güneş etrafındaki turunu 12 yılda tamamlıyordu. 
Ve 12 sayısını kutsallaştırdılar.
Diyebilirsiniz ki,  saçmalığın daniskası,12 sayısının nesi kutsalmış.
Ama öyle değil.

*.   *  . *

Sümerler'in bu 12 sayısını kutsallaştırmaları, kendilerinden sonra gelen tüm uygarlıkları etkiledi.
Hatta inançların, tek tanrılı dinlerin kaynağı oldu.
Örneğin, Antik Yunan'da da tıpkı Sümerler gibi 12 Tanrı vardı.
Zeus, Hera, Athena, Apollon, Artemis, Hermes, Hephaistos, Hestia, Ares, Aphrodite, Demeter, Poseidon.
Ve bu insanlar Ege kıyılarında 12 şehir devleti kurdular.
Kolophon, Miletos, Myus, Priene, Ephesos, Lebedos, Teos, Klazomenai, Erythrai, Phokaia, Samos, Chios.
Antik Yunan'dan sonra sahneye çıkan Roma İmparatorluğu, hukuk sistemini "12 Levha Kanunu" ile belirlerken, ülkeyi 12 psikopostluk bölgesine ayırdı.


12'nin kutsallığı bunlarla  sınırlı değil.
Musevi inancına göre Musa peygamber yahudileri Mısır'dan çıkarırken, çölde 12 pınardan su fışkırdı. Zaten İsrailoğulları Yakup'un 12 oğlundan türediklerine inanırlar, 12 kabileden oluşmuşlardır.
Ardından hristiyanların peygamberi İsa'nın 12 havarisi oldu.
Petros, Zened'in oğlu Yakup, Yuhanna, Bartolomeus, Andreas, Filipus, Tomas, Alfeus'un oğlu Yakup, Yehuda (Taday), Yehuda (İskariyot), Matta, Simun.
İncil'de de Meryem Ana'nın başında 12 yıldızlı bir taç olduğundan bahsedilir.
Yine İncil'e göre Kudüs'ün 12 kapısı vardı.


Gelelim İslam'a.
Müslümanların peygamberi Hz.Muhammed'in sadık dostuları(sahabi) 12 kişiden oluşuyordu.
Ebû Bekr, Ömer, Ali, Hamza, Ca‘fer, Ebû Zer el-Ğifârî, Selmân el-Fârisî, Abdullah b. Mes‘ûd, Huzeyfe b. el-Yemân, el-Mikdâd b. el-Esved,  Ammâr b. Yâsir, Bilâl el-Habeşî.
Alevi islamında da 12 imamlar vardır.
Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Zeynel Abidin, Muhammed el-Bakır bin Ali Zeynelabidin, Cafer es-Sadık bin Muhammed, Musa el-Kazım bin Cafer, Ali er-Rıza bin Musa, Muhammed et-Taki bin Ali, Ali en-Nâkî bin Muhammed, Hasan el-Askeri bin Ali en-Nâkî, Muhammed el-Mehdi bin Hasan el-Askeri.
İslam inancına göre Allah, Hz.İbrahim’e oğlu İsmail’in soyundan 12 yüce kişinin geleceğini bildirmiştir ve İbn Kesîr’in anlattığına göre bu kişiler 12 halîfedir.
Yahudilerin kabilelerin sayısı 12 olur da, Hz.Muhammed’in kabîlesi onlardan aşağı kalır mı? Kureyş kabîlesi Mekke’de, Kâbe civarında yaşayan 12 soydan meydana gelir.

12'in kutsallığı bunlarla da sınırlı değil.
Hinduizm'de Buda'nın da 12 öğrencisi olduğuna inanılır.
Eski Türkler'in ve Çinliler'in takvimi 12 hayvandan oluşur.
Tapınak Şovalyeleri de 12 kişidir.
Güneşin dolaştığı yörünge olan Zodyak kuşağında 12 takım yıldız,  yani 12 burç vardır.
Bir yıl 12 aydır.
Saat 12 dilimlidir ve gece/gündüz 12 saattir.
Bir düzine 12'den oluşur.
12 düzine bir grosstur.
Avrupa Birliği çok daha fazla ülkeden oluşmasına rağmen bayrağında sadece 12 yıldız vardır. Gök mavi birzemin üzerinde altın sarısı 12 yıldız.
Daha çok örnek verilebilir.


Asırlar boyu 12 sayısı ilahi bir düzen olarak kabul edilir.
12 tamamlanmış olmanın sembolüdür.
Bu nedenle hemen hemen tüm toplumlarda 13 sayısı ugursuzluk ve kötülük olarak benimsenir.
Çünkü inançlara göre 13,  12'den oluşan ilahi düzeni bozar.
13'ün bu uğursuzluğu da mitolojiden kaynaklıdır.
Antik Yunan'da 12 Olimpos tanrısı, 13'ncü tanrı Hades'i (yeraltı tanrısı) düzen bozulmasın diye dışlamışlardır.
Buna benzer hikayeler İskandinav ve Hint efsanelerinde de yer alır.

*.   *.   *

İnsan düşünemeden edemiyor.
Teknoloji ve bilim bu kadar gelişmişken, 6500 yıl önce yaşayan Sümerler'in inançları nasıl hala tüm topları etkileyebiliyor?
Tanrılar mı çıldırdı, insanlar mı yoksa?
Düşünülmesi gereken bir soru.
Bu arada şaka bir yana.
Biliyorsunuz, Amerika Birleşik Devletleri ilk başta 13 koloniden oluştu ve bugün bayrağında kırmızı beyaz 13 çizgi var.

Dünyayaya kötülük yayması bundan mıdır acep?

16 Aralık 2019 Pazartesi

KOZALAKSI TANRININ GİZLENEN SIRRI.



Katolik dünyasının en önemli mabetlerinden biridir Vatikan'daki Sistine Şapeli.
Papa'nın resmi ikametgahıdır.
Şapelin tavanında ünlü İtalyan ressam Michelangelo'nun "Adem'in Yaratılışı" resmi yer alır.
Resimde Tevrat ve İncil'de sözü edildiği gibi tanrının ilk insan Adem'e hayat üflemesi betimlenir.
Michelangelo'nun çiziminde Tanrı ve melekleri özel bir bölümün içinde yer alır.
Hristiyan dünyasında bir kesim bu özel bölümün cennet olduğunu ileri sürer.
Bir kesim ise o bölümün bir insan beynini anlattığını savunur..
Gerçektende resimdeki o bölüm cenneti anlatsa bile Tanrı ve melekleri adeta insan beyninin içindedir..

*.   *.   *

Beyinin sırları henüz tam çözülemedi.
Özellikle de  "Epifiz bezi"nin.
Epifiz bezi, iki parçalı beynin tam merkezinde küçük ama işlevi çok büyük bir organ.
Tüm sinir sisteminizin en önemli parçası.
Ruhsal bir anten.
Uyuma, uyanma, zaman kavramı, canlıların anatomisini geceye gündüze, mevsimlere hazırlama görevi yapıyor.
Bu bez bedenin fiziksel tüm sistemini etkiliyor.
Canlıların önsezi organı.
Bedenin adeta biolojik saati.
Zihnin gözü, aklın ışığı.
Bulunduğumuz ortamın karanlık ve aydınlık seviyesi değiştiğinde, vücut saatimizin gündüz, gece ritmini ayarlamakla sorumlu..
O yüzden bazı bilim insanları bu beze "3. Göz" diyor..
İnsanoğlu bu organ sayesinde yüksek bilinç seviyelerine erişebiliyor..
Epifiz bezi karanlıkta çalışıyor..
Melatonin ve serotonin hormonu salgılıyor..
Melatonin canlılarda büyümeyi sağlayan, yaşlanmayı geçiktiren bir hormon.
Özellikle kansere karşı koruyucu etkisi var.
Bu nedenle bir çok kanser hastasının karanlık odada yatması istenir.
Serotonin hormonu ise insana mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veriyor..
Eksikliğinde yorgun ve sıkılgan bir ruh hali oluşuyor..
Kısacası mercimek büyüklüğündeki bu "Epifiz Bezi" canlılarda kumanda merkezi görevi yapıyor..
Binlerce kilometre yol kaydeden göçmen kuşlar ve balıklar bu organla rotalarını çiziyor.
Bazı bilim adamları göre insanoğlu henüz epifiz bezini tam kullanamıyor..
Bu bezi tam kapasite kullanmayı başaranların önsezileriyle herşeyi görebileceği, hatta astral seyahat yapabilecekleri iddia ediliyor..
Decartes, insan ruhunun bu salgı bezinde “oturduğunu” iddia eder.
Epifiz Bezi'ne tıp dilinde "Pineal Gland" deniyor..
Kökü latince "Pinecone"  yani "Çam Kozalağı"ndan geliyor..
Türkçesi kozalaksı, kozalak görünümlü..
Bu organ gerçekten de minik bir "Kozalak" biçiminde..

*.   *.   *

Tekrar Vatikan'a dönelim.
Michelangelo'nun Sistine Şapeli'ndeki Adem'in Yaratılış resminde Tanrı sanki  beyindeki epifiz bezinden çıkmakta.
Kozalaksıdan yani.

Sistine Şapeli'nin hemen önündeki Vatikan Meydanında da dev bir "Kozalak" heykelinin olması düşündürücü..
Bununla kalsa iyi..
Papa'nın asasında da bir "Kozalak" figürü yer alıyor..
Kozalak hristiyanlıkta kutsal bir sembol..
İsa'nın "Karanlıkta oturanlar gerçek ışığı görürler" sözü acaba epifiz bezini mi anlatıyor?
Vatikan'daki bu kozalak geleneği yoksa bu sözden mi kaynaklanıyor?.

*.  *.  *

Ama "Kozalak" sembolü sadece hristiyan dünyasıyla sınırlı değil.
Antik uygarlıklarda da kutsal bir obje.

Sümerliler Tanrıları Anunnakiler'i ellerinde birer kozalakla betimlediler..
Antik Yunan'da Şarap Tanrısı Dionysos'un asasında tıpkı Papa'nınki gibi  bir kozalak figürü vardı.
Mısır'ın  ölümsüz yaşam tanrısı Osiris'in asasında olduğu gibi.
Uzak Doğu'da eski Buda heykellerinde mutlaka kozalak çizimi mevcut.
Hindistan'da bazı antik tapınakların kubbeleri kozalak biçiminde.
Kamboçya'dan Güney Amerika'ya, Romalılardan Olmecler'e tüm eski kültürler kozalak sembolüne büyük önem verdi.
Naziler'in sembollerinden biri olan Kartal'ın gövdesi kozalak şeklinde..
Hitler'in masasındaki mızrak figürlerinin ucunda birer kozalak var.
İslamda Allah'ın 99 ismini anlatan "Esmaül Hüsna" bazen metal kozalakların üzerine işlenir.

Günümüzde  bilim çevreleri çoğu kez kadim dünyadan kalma efsaneleri hayal ürünü, safsata olarak görse bile, çoğu zaman bu efsanelerin bazılarının gerçek olduğu kanıtlanıyor..
Felsefi boyutu daha büyük bir tartışma ve iddia konusu olsa da bu kozalaksı epifiz bezi, yani ''Üçüncü Göz'', antik çağlardan beri bir sır... 
Dede Korkut Hikayeleri'nde Tepegöz, Orta Asya mitlerinde Eğegöz, Yalgızgöz Roma-Yunan Mitolojisi'nde Kiklop  gibi pek çok uygarlığın kültüründe görünen yaratıkların ortak özelliği alının ortasındaki gözdür..
O göz belki de kozalaksı Epifiz bezidir.
Mısır'ın güneş tanrısı Ra'nın herşeyi gören gözü gibi..
Belki de bir zamanlar Epifiz bezini tam kapasite kullanabilenler insanları yönetti.
Olamaz mı?
Bu arada Epifiz bezinin en büyük düşmanı; Sodyum florid.
Tarihte esir kamplarında ve akıl hastanelerindeki insanlara otoriteye boyun eğmeleri için bol bol florid verildiği biliniyor.
Özellikle Naziler'in Yahudi toplama kamplarında.

Çünkü sodyum florid, kozalaksının çalışmasını önlüyor ve beynin algısını azaltıyor.
Olaylara ilgisiz, itaatkar bir ruh hali oluşuyor.
Bugün yediğimiz bir çok hazır gıdada, içtiğimiz çok suda bol miktarda sodyum florid var.
Diş macununda bile.
Katkı maddesi olarak katıyorlar.

Neden acaba?


Öne çıkan

DATÇA 1942: EN SESSİZ GECE

1942 yılının Ocak gecesi… Simi adasının taş sokaklarında faşizm geziyordu. Alman üniforması taşıyan İtalyan askerlerin ayak sesl...