29 Aralık 2019 Pazar

ZİTO İ EPANASTASİS: YAŞASIN İSYAN



Bazı tarihler unutulmamalı.
Unutturmak isteseler de, unutulmamalı.
İnadına hatırlatılmalı.
Yeni bir dünya için, barış için, halkların kardeşliği için hatırlatılmalı.
Bıkmadan, usanmadan yazılmalı, çizilmeli.
Barış ve sevgi yeni nesillere taşınmalı.
İşte bu olay da onlardan biri.


*. *. *

1919 yılının başlarında Britanya İmparatorluğu Anadolu ve ortadoğuda kendine sömürge olacak yeni devletler yaratmak, yeni sınırlar çizmek için düğmeye basmıştı.
Yunan başbakanı, megalo ideanın mimarı Venizelos İngiltere'nin kapıkulu olmuş, Küçük Asya dediği Anadolu'yu işgal etmek için gün sayıyordu.
1919 yılının 14 Mayıs'ında İngiltere ve Fransa destekli Yunan donanması İzmir'i işgal etmek için Pire limanından hareket etti.
Kruvazörler Ege'nin dalgalarını aşarken, bir grup sosyalist Yunan askeri gemilerde gizli gizli bir bildiriye imza atıyordu.
Bildiri savaşa karşı olan Yunanistan Komünist Partisi'nin(KKE) manifestosuydu.


Özetle şöyle deniliyordu manifestoda.
"Anadolu’nun işgali Britanya emperyalizminin bir oyunudur..Britanya mazlumların kanıyla yeni sınırlar çiziyor. Biz bu oyuna alet olmayacağız. Anadolu halkı bizim kardeşimiz.. Biz onları öldürmeyeceğiz."
Yaklaşık 200 Yunan astsubay ve eri Anadolu'nun işgaline karşı çıkmış ve manifestoyu imzalamıştı.
Liderleri Mustafa Kemal gibi Selanikli'ydi.
Adı, Yomaganis’ti. 
Örgüt hücresi Mihaili İkonomu, Miltiyadi Zaferiyadi ve Niko Banano’dan oluşuyordu. 
Manifesto sadeca Yunan Donanmasında değil. Atina'da da imzalanıyordu.

*. *. *

15 Mayıs 1919 sabahı İngiliz ve Fransızlar'ın desteğiyle Yunan donanması İzmir'e çıkmıştı.
Küçüklüğünden beri Türk düşmanlığıyla yoğrulan Yunan askerleri İzmir'e ayak basar basmaz milli duygularla çoşarak katliama başlamıştı.
"Anadolu halkı bizim kardeşimiz, biz savaşmayacağız" diye silah bırakan 200 sosyalist Yunan askeri ise tutuklanmıştı.

*.  *.  *

Anadolu'nun işgaline karşı çıkan 200 Komünist asker İzmir'de aylarca cezaevinde tutuldu, işkencelerden geçirildi.
Hiç biri imzasını geri çekmedi.
Aylar süren sözde mahkemelerden sonra ölüm fermanları verildi.
1921 yılının ilk günü İzmir'in Balçova (Balçıklıova) semtinin İnciraltı sahilindeki İşgal Kuvvetleri Komutanlığı Karargahında kurşuna dizildiler.
İnfaz mangası nişan aldığında, gözleri bağlı olan İsyancı Yunanlılar son sözlerini söyledi.
Manolis "Yaşasın Halkların Kardeşliği" diye bağırdı.
Stelios, "Kahrolsun Britanya Emperyalizmi" diye haykırdı.
"Bizler fakiriz, buradayız" dedi Hristos, sonra ekledi..
"Zenginlerin ve güçlülerin asker olmamak gibi yolları var, bizim yok."
Haris alçak bir sesle ve tane tane konuştu.
"Artık bize özgürlükten söz etmeyin. Çünkü köleliğimizi dayanılmaz şekilde hissetmekteyiz. Artık bize vatanlardan ve eski düzeni yeniden kurmaktan söz etmeyin."Yunanlı komutan ateş emrini verdiğinde 200 isyancı sosyalist hep bir ağızdan bağırdı.
"ZİTO İ EPANASTASİS" (Yaşasın isyan)
Sonra birer birer, Ege'nin berrak sularına gömüldüler.
Aynı günlerde Anadolu'nun işgaline Yunanistan'da karşı çıkan 117 Yunanlı sosyalist de Atina'da kurşuna dizildi.


Onlar da son nefeslerinde aynı şeyi söylediler.
"Yaşasın İsyan"
Onların başlattıği isyan ateşi nedeniyle binlerce Yunanlı sokaklara dökülürken, Yunan Ordusundan firar edenlerin sayısı 90 bine ulaşmıştı.

İzmir'in işgalindeki bu 200 yürekli Yunan askerinin hazin öyküsünü İzmirli şair Tuğrul Keskin yeni kitabında yazdı.
Kitabın ismi de "Zito i Epanastasis."
Unutmamak için, unutturmamak için, insanlığın yarınları için.
Okunmalı, yazılmalı, anlatılmalı.
Yeni nesillere taşınmalı.



O yıllarda İzmirli komünist Rumların "Irgat" isimli gazetesi savaş karşıtı yayınlarıyla dikkat çekiyor.


NOT: 200 Yunanlı komünist için İzmir'de her yıl bir anma töreni düzenleniyor,
NOT: Fotoğraflar temsilidir

25 Aralık 2019 Çarşamba

HERKESİN BİR "NOEL BABA"SI VAR


Yeni yıl geldi ya.
Ortaçağ ulemaları konuşmaya başladı.
Noel hristiyan işiymiş.
Noel'i kutlamak günahmış.
Noel bizim kültürümüze aykırıymış.
Noel'i kutlayan çarpılırmış.
Daha ne mışlar, ne mışlar.
Ağız ishali olmuşlar.
* * *
Dünyayı sadece Arabistan yarımadası sanan, Anadolu tarihinin İslam ile başladığına inanan, Arap kültürünün bu toprağın kültürü olduğuna şartlanmış Yeni Türkiye'nin yeni yetmeleri, Noel Baba denilen sembolü hristiyanlıkla eş anlamda algılıyor.
İlgisi yok.
Önce Noel'in kelime anlamına bakmak gerekiyor.
Noel kelimesi, Keltçe yeni anlamına gelen “Noio” ile güneş anlamına gelen “Hel” sözcüklerinden oluşmakta.
Noel "Yeni Güneş" demek.
Yeni yılın habercisi.
Putperest dönemde yeni yıl için düzenlenen törenlere verilen bir isim "Noel."
Örneğin İsa'dan önce Roma döneminde halkın mutlu bir olayı kutlarken “Noel, Noel” diye bağırdıkları yazıtlarda mevcut.
Noel pagan kültürün günümüze ulaşan bir geleneği aslında.
Bir folklör.
Çünkü tüm toplumların bir "Noel Baba"sı var.

Mesela Kazaklarda "Ayaz Ata"
Mavilere kuşanmış giysileri ve beyaz sakalıyla geyiklerin çektiği bir ihtiyar.
Ayaz soğuk demek..
Ayaz Ata, kış atası, kar atası anlamında.
Türkmenistan'da da Ayaz Ata inancı hakim.
Azeriler'in "Şaxta Baba"sı mesela.
Şaxta soğuk anlamına geliyor.
Şaxta babanın bir de torunu var; Qar Kız (Kar Kız)
Hediyeleri dede torun ikisi birden dağıtıyor.
Dersim Kürtlerinin geleneklerinde "Khalo Gağan" diye bir efsane isim var.
Khalo yaşlı, ihtiyar demek.
Gağan Aralık ayına denk gelen dönem.
Khalo Gagan "Aralık Dedesi", yani Noel Baba.
Tesadüfe bakın ki, o da eşi Fato ile çocuklara hediyeler dağıtıyor.
Sadece bunlar değil örnekler.
Çerkezler'de Ves Dade.
Ermeniler'de Gağant Baba (Jmer Papi)
Gürcüler'de Tovlis Baba.
Sibirya bozkırlarında Ded Maroz.
Hepsinin ortak özelliği, iyilik sever sevimli ihtiyarlar olması ve soğuk kış aylarında çocuklara hediyeler dağıtması.
Noel inancının ilk çıktığı yer İskandinav Mitolojisi.
İnanca göre Tanrı Odin kanatlı atı Sleipnir ile avlanmaya gittiğinde, çocuklar Sleipnir için çizmelerine saman koyup şöminenin yanına asarmış.
Tanrı Odin de bu iyilik nedeniyle çocuklara hediye ve şekerlemeler getirirmiş.
Zamanla Tanrı Odin'in yerini Aziz Nicola almış.
Uçan at Sleipner'in yerini uçan Ren geyikleri.
Hediye konan çizmelerin yerine de çoraplar.
Güzel masal değil mi?
"Noel Baba"nın öyküsü bu.
Ve her toplumun buna benzer bir hikayesi var.
Noel Baba folklörü insanlığın ortak kültürü aslında.
Çölde yaşayan Arap toplumları kar yağışına uzak olduğu için bu kültürden etkilenmemiş.
İşte budur ol hakikat.
Bırakın herkes dilediği gibi kutlasın.

18 Aralık 2019 Çarşamba

12 GEZEGEN, 12 TANRI VE MİLYARLARCA İNSAN.



Bizden 6 bin 500 yıl önce Mezopotamya'da bir kültür çıktı ortaya.
Sümerler denildi adlarına.
Tarihçilere göre uygarlığın temelini atan insanlardı Sümerler.
Çünkü insanoğlu yazı ve astronomiyi ilk kez onlarla tanımıştı.
Özellikle astronomi.
Sümerler o çağda güneş sistemimizi biliyordu.
Yazıtlarda, tabletlerde güneş sistemimizle ilgili hayret edici bilgiler bıraktılar.
Sümer yaratılış destanı Enuma Eliş kelime anlamı olarak "Bir zamanlar gökyüzünde" demekti ve gezegenlerin güneş sistemimize giren dev bir gezegen çarpışmalarından oluştuğunu anlatıyordu.
Sümerler bizim güneş sistemimizde Güneş ve Ay dahil 12 gezegen olduğuna inanıyordu.
..Ve bu 12 gezegeni tablete, mühürlere, yazıtlara işlediler.
12'nci gezegene de "ortadan geçen" anlamına gelen "Niburu" adını verdiler.
Sümerler bu gezegenleri birer Tanrı olarak benimsediler.
Onlar, o çağda inanılmaz bir kozmik bilginin sahibiydiler.
Çünkü,  Ay’ın Dünya çevresinde yılda 12 kez döndüğünü gözlemlediler.
Bir yılın, her biri 30 gün süren 12 aydan meydana geldiğini anladılar.
Yine Ay, günde 12 derecelik bir açısal mesafeyi tarıyordu.
Burçlar Kuşağı denilen kuşak, kuzeyle 12 ve güneyle 12 derecelik açı yapan bir bant içinde yer alan yıldızlardan oluşmaktaydı.
Jüpiter gezegeni güneş etrafındaki turunu 12 yılda tamamlıyordu. 
Ve 12 sayısını kutsallaştırdılar.
Diyebilirsiniz ki,  saçmalığın daniskası,12 sayısının nesi kutsalmış.
Ama öyle değil.

*.   *  . *

Sümerler'in bu 12 sayısını kutsallaştırmaları, kendilerinden sonra gelen tüm uygarlıkları etkiledi.
Hatta inançların, tek tanrılı dinlerin kaynağı oldu.
Örneğin, Antik Yunan'da da tıpkı Sümerler gibi 12 Tanrı vardı.
Zeus, Hera, Athena, Apollon, Artemis, Hermes, Hephaistos, Hestia, Ares, Aphrodite, Demeter, Poseidon.
Ve bu insanlar Ege kıyılarında 12 şehir devleti kurdular.
Kolophon, Miletos, Myus, Priene, Ephesos, Lebedos, Teos, Klazomenai, Erythrai, Phokaia, Samos, Chios.
Antik Yunan'dan sonra sahneye çıkan Roma İmparatorluğu, hukuk sistemini "12 Levha Kanunu" ile belirlerken, ülkeyi 12 psikopostluk bölgesine ayırdı.


12'nin kutsallığı bunlarla  sınırlı değil.
Musevi inancına göre Musa peygamber yahudileri Mısır'dan çıkarırken, çölde 12 pınardan su fışkırdı. Zaten İsrailoğulları Yakup'un 12 oğlundan türediklerine inanırlar, 12 kabileden oluşmuşlardır.
Ardından hristiyanların peygamberi İsa'nın 12 havarisi oldu.
Petros, Zened'in oğlu Yakup, Yuhanna, Bartolomeus, Andreas, Filipus, Tomas, Alfeus'un oğlu Yakup, Yehuda (Taday), Yehuda (İskariyot), Matta, Simun.
İncil'de de Meryem Ana'nın başında 12 yıldızlı bir taç olduğundan bahsedilir.
Yine İncil'e göre Kudüs'ün 12 kapısı vardı.


Gelelim İslam'a.
Müslümanların peygamberi Hz.Muhammed'in sadık dostuları(sahabi) 12 kişiden oluşuyordu.
Ebû Bekr, Ömer, Ali, Hamza, Ca‘fer, Ebû Zer el-Ğifârî, Selmân el-Fârisî, Abdullah b. Mes‘ûd, Huzeyfe b. el-Yemân, el-Mikdâd b. el-Esved,  Ammâr b. Yâsir, Bilâl el-Habeşî.
Alevi islamında da 12 imamlar vardır.
Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Zeynel Abidin, Muhammed el-Bakır bin Ali Zeynelabidin, Cafer es-Sadık bin Muhammed, Musa el-Kazım bin Cafer, Ali er-Rıza bin Musa, Muhammed et-Taki bin Ali, Ali en-Nâkî bin Muhammed, Hasan el-Askeri bin Ali en-Nâkî, Muhammed el-Mehdi bin Hasan el-Askeri.
İslam inancına göre Allah, Hz.İbrahim’e oğlu İsmail’in soyundan 12 yüce kişinin geleceğini bildirmiştir ve İbn Kesîr’in anlattığına göre bu kişiler 12 halîfedir.
Yahudilerin kabilelerin sayısı 12 olur da, Hz.Muhammed’in kabîlesi onlardan aşağı kalır mı? Kureyş kabîlesi Mekke’de, Kâbe civarında yaşayan 12 soydan meydana gelir.

12'in kutsallığı bunlarla da sınırlı değil.
Hinduizm'de Buda'nın da 12 öğrencisi olduğuna inanılır.
Eski Türkler'in ve Çinliler'in takvimi 12 hayvandan oluşur.
Tapınak Şovalyeleri de 12 kişidir.
Güneşin dolaştığı yörünge olan Zodyak kuşağında 12 takım yıldız,  yani 12 burç vardır.
Bir yıl 12 aydır.
Saat 12 dilimlidir ve gece/gündüz 12 saattir.
Bir düzine 12'den oluşur.
12 düzine bir grosstur.
Avrupa Birliği çok daha fazla ülkeden oluşmasına rağmen bayrağında sadece 12 yıldız vardır. Gök mavi birzemin üzerinde altın sarısı 12 yıldız.
Daha çok örnek verilebilir.


Asırlar boyu 12 sayısı ilahi bir düzen olarak kabul edilir.
12 tamamlanmış olmanın sembolüdür.
Bu nedenle hemen hemen tüm toplumlarda 13 sayısı ugursuzluk ve kötülük olarak benimsenir.
Çünkü inançlara göre 13,  12'den oluşan ilahi düzeni bozar.
13'ün bu uğursuzluğu da mitolojiden kaynaklıdır.
Antik Yunan'da 12 Olimpos tanrısı, 13'ncü tanrı Hades'i (yeraltı tanrısı) düzen bozulmasın diye dışlamışlardır.
Buna benzer hikayeler İskandinav ve Hint efsanelerinde de yer alır.

*.   *.   *

İnsan düşünemeden edemiyor.
Teknoloji ve bilim bu kadar gelişmişken, 6500 yıl önce yaşayan Sümerler'in inançları nasıl hala tüm topları etkileyebiliyor?
Tanrılar mı çıldırdı, insanlar mı yoksa?
Düşünülmesi gereken bir soru.
Bu arada şaka bir yana.
Biliyorsunuz, Amerika Birleşik Devletleri ilk başta 13 koloniden oluştu ve bugün bayrağında kırmızı beyaz 13 çizgi var.

Dünyayaya kötülük yayması bundan mıdır acep?

16 Aralık 2019 Pazartesi

KOZALAKSI TANRININ GİZLENEN SIRRI.



Katolik dünyasının en önemli mabetlerinden biridir Vatikan'daki Sistine Şapeli.
Papa'nın resmi ikametgahıdır.
Şapelin tavanında ünlü İtalyan ressam Michelangelo'nun "Adem'in Yaratılışı" resmi yer alır.
Resimde Tevrat ve İncil'de sözü edildiği gibi tanrının ilk insan Adem'e hayat üflemesi betimlenir.
Michelangelo'nun çiziminde Tanrı ve melekleri özel bir bölümün içinde yer alır.
Hristiyan dünyasında bir kesim bu özel bölümün cennet olduğunu ileri sürer.
Bir kesim ise o bölümün bir insan beynini anlattığını savunur..
Gerçektende resimdeki o bölüm cenneti anlatsa bile Tanrı ve melekleri adeta insan beyninin içindedir..

*.   *.   *

Beyinin sırları henüz tam çözülemedi.
Özellikle de  "Epifiz bezi"nin.
Epifiz bezi, iki parçalı beynin tam merkezinde küçük ama işlevi çok büyük bir organ.
Tüm sinir sisteminizin en önemli parçası.
Ruhsal bir anten.
Uyuma, uyanma, zaman kavramı, canlıların anatomisini geceye gündüze, mevsimlere hazırlama görevi yapıyor.
Bu bez bedenin fiziksel tüm sistemini etkiliyor.
Canlıların önsezi organı.
Bedenin adeta biolojik saati.
Zihnin gözü, aklın ışığı.
Bulunduğumuz ortamın karanlık ve aydınlık seviyesi değiştiğinde, vücut saatimizin gündüz, gece ritmini ayarlamakla sorumlu..
O yüzden bazı bilim insanları bu beze "3. Göz" diyor..
İnsanoğlu bu organ sayesinde yüksek bilinç seviyelerine erişebiliyor..
Epifiz bezi karanlıkta çalışıyor..
Melatonin ve serotonin hormonu salgılıyor..
Melatonin canlılarda büyümeyi sağlayan, yaşlanmayı geçiktiren bir hormon.
Özellikle kansere karşı koruyucu etkisi var.
Bu nedenle bir çok kanser hastasının karanlık odada yatması istenir.
Serotonin hormonu ise insana mutluluk, canlılık ve zindelik hissi veriyor..
Eksikliğinde yorgun ve sıkılgan bir ruh hali oluşuyor..
Kısacası mercimek büyüklüğündeki bu "Epifiz Bezi" canlılarda kumanda merkezi görevi yapıyor..
Binlerce kilometre yol kaydeden göçmen kuşlar ve balıklar bu organla rotalarını çiziyor.
Bazı bilim adamları göre insanoğlu henüz epifiz bezini tam kullanamıyor..
Bu bezi tam kapasite kullanmayı başaranların önsezileriyle herşeyi görebileceği, hatta astral seyahat yapabilecekleri iddia ediliyor..
Decartes, insan ruhunun bu salgı bezinde “oturduğunu” iddia eder.
Epifiz Bezi'ne tıp dilinde "Pineal Gland" deniyor..
Kökü latince "Pinecone"  yani "Çam Kozalağı"ndan geliyor..
Türkçesi kozalaksı, kozalak görünümlü..
Bu organ gerçekten de minik bir "Kozalak" biçiminde..

*.   *.   *

Tekrar Vatikan'a dönelim.
Michelangelo'nun Sistine Şapeli'ndeki Adem'in Yaratılış resminde Tanrı sanki  beyindeki epifiz bezinden çıkmakta.
Kozalaksıdan yani.

Sistine Şapeli'nin hemen önündeki Vatikan Meydanında da dev bir "Kozalak" heykelinin olması düşündürücü..
Bununla kalsa iyi..
Papa'nın asasında da bir "Kozalak" figürü yer alıyor..
Kozalak hristiyanlıkta kutsal bir sembol..
İsa'nın "Karanlıkta oturanlar gerçek ışığı görürler" sözü acaba epifiz bezini mi anlatıyor?
Vatikan'daki bu kozalak geleneği yoksa bu sözden mi kaynaklanıyor?.

*.  *.  *

Ama "Kozalak" sembolü sadece hristiyan dünyasıyla sınırlı değil.
Antik uygarlıklarda da kutsal bir obje.

Sümerliler Tanrıları Anunnakiler'i ellerinde birer kozalakla betimlediler..
Antik Yunan'da Şarap Tanrısı Dionysos'un asasında tıpkı Papa'nınki gibi  bir kozalak figürü vardı.
Mısır'ın  ölümsüz yaşam tanrısı Osiris'in asasında olduğu gibi.
Uzak Doğu'da eski Buda heykellerinde mutlaka kozalak çizimi mevcut.
Hindistan'da bazı antik tapınakların kubbeleri kozalak biçiminde.
Kamboçya'dan Güney Amerika'ya, Romalılardan Olmecler'e tüm eski kültürler kozalak sembolüne büyük önem verdi.
Naziler'in sembollerinden biri olan Kartal'ın gövdesi kozalak şeklinde..
Hitler'in masasındaki mızrak figürlerinin ucunda birer kozalak var.
İslamda Allah'ın 99 ismini anlatan "Esmaül Hüsna" bazen metal kozalakların üzerine işlenir.

Günümüzde  bilim çevreleri çoğu kez kadim dünyadan kalma efsaneleri hayal ürünü, safsata olarak görse bile, çoğu zaman bu efsanelerin bazılarının gerçek olduğu kanıtlanıyor..
Felsefi boyutu daha büyük bir tartışma ve iddia konusu olsa da bu kozalaksı epifiz bezi, yani ''Üçüncü Göz'', antik çağlardan beri bir sır... 
Dede Korkut Hikayeleri'nde Tepegöz, Orta Asya mitlerinde Eğegöz, Yalgızgöz Roma-Yunan Mitolojisi'nde Kiklop  gibi pek çok uygarlığın kültüründe görünen yaratıkların ortak özelliği alının ortasındaki gözdür..
O göz belki de kozalaksı Epifiz bezidir.
Mısır'ın güneş tanrısı Ra'nın herşeyi gören gözü gibi..
Belki de bir zamanlar Epifiz bezini tam kapasite kullanabilenler insanları yönetti.
Olamaz mı?
Bu arada Epifiz bezinin en büyük düşmanı; Sodyum florid.
Tarihte esir kamplarında ve akıl hastanelerindeki insanlara otoriteye boyun eğmeleri için bol bol florid verildiği biliniyor.
Özellikle Naziler'in Yahudi toplama kamplarında.

Çünkü sodyum florid, kozalaksının çalışmasını önlüyor ve beynin algısını azaltıyor.
Olaylara ilgisiz, itaatkar bir ruh hali oluşuyor.
Bugün yediğimiz bir çok hazır gıdada, içtiğimiz çok suda bol miktarda sodyum florid var.
Diş macununda bile.
Katkı maddesi olarak katıyorlar.

Neden acaba?


15 Aralık 2019 Pazar

BİR ZAMANLAR GÖKYÜZÜNDE.



Mısır piramitleri tarih boyu araştırmacıların dikkatini çekti.
MÖ 2500'de henüz tekerleği bile bulamayan Ademoğlu bu yapıları hangi matematik, fizik, mühendislik bilgisiyle yapmıştı?.
Popüler inanca göre bunları firavunlar kölelere yaptırmıştı.
Hepsi birer anıt mezardı.
İyi de hiçbirinin içinden firavun mezarı çıkmamıştı..
Öyleyse bu dev yapılar neydi?
Aykırı düşünen bazı araştırmacılar bunların uzaydan gelen farklı bir yaşam türünün eseri olduğunu savundu.
Kimi bu teze güldü geçti.
Kimi "neden olmasın" dedi.
Belçikalı mühendis Robert Bauval da "neden olmasın" diyenlerdendi.
Çocukluğu Mısır'da geçmişti.
Yıllarca piramitleri incelemişti.
Yıl 1979'du.
Robert Bauval, Giza'daki üç büyük piramit;  Khufu, Khafre ve Menkaure’yi incelerken bir gariplik hissetti..
Dizilişlerinde bir hata vardı..
Khufu ve Khafre köşegenlerinden birbirlerinin tam hizasına yerleştirilmişti.
Menkaure piramidi ise biraz sola kaymıştı.
Üç piramid aynı çizgide değildi.
Neden?
Bu muhteşem yapıları en ince hesaplarla inşa edenler bu kadar basit bir hata yapamazdı..
Öyleyse Menkaure Piramidi neden Khufu ile Khafre'nin aynı çizgisine dikilmemişti?
Mühendis Bauval yıllarca bu soruya yanıt aradı, durdu.
Birgün gökyüzünü izlerken, Orion’un merkezindeki en önemli üç yıldızın, Alnilam, Alnitak ve Mintaka’nın ayni Giza piramitlerinde olduğu gibi bir hiza sapmasına sahip olduğunu farketti.
İlk iki büyük yıldız, Alnilam ve Alnitak doğru hizadaydı ama üçüncü ve en küçük yıldız olan Mintaka, hafifçe sola kaymıştı.
Tıpkı üç büyük piramid gibi.
Giza piramitleri Orion Kuşağı olarak bilinen üç yıldızın yeryüzündeki kopyasıydı.
Bu inanılmazdı.
4500 yıl önce yaşayan ilkel insan bu astronomi bilgisine nereden ve nasıl sahip olmuştu?
Bu kozmik bilgiyi onlara kim vermişti?
Bauval bununla yetinmedi, bir bilgisayar programıyla (SkyGlobe) Orion takım yıldızı ile piramitlerin bire bir aynı doğrultuda yerleştiği tarihi aradı..
Karşısına M.Ö 10.500 tarihi çıktı..
Bu eski Mısır kültünde, “başlangıç” olarak anılan bir dönemdi..
İşin ilginci Büyük Piramit'in içinde bulunan ruh yolu da gündönümlerinde (ekinoks) Orion'un avcısı Sirius'a bakıyordu.

*.   *.   *

Mısır'dan binlerce kilometre uzakta Meksika'da da böyle bir durum var.
Başkent Meksico City'nin 40 kilometre uzağında tıpkı Giza vadisi gibi düz bir alan bulunmakta.
Adı Teotihuacan.
"Tanrıların ilahlaştığı yer" demek.
Burada da 3 piramit var.
Ve bu 3 piramit de, Mısır piramitleri gibi Orion takım yıldızındaki 3 yıldızın yerdeki izdüşümü.
Hesaplamalar bu üç yıldıza göre yapılmış.
Teotihuacan Aztekler'in kutsal alanıydı.
Aztekler bu kozmik bilgiyi nereden almışlardı?
Kendilerinden önce varolan uygarlıklar Olmekler'den aldılarsa, Olmekler bu bilgilere nasıl sahip olmuştu?

*.   *.   *

Bizden 6500 yıl önce yaşayan Sümerler'in bir "Yaradılış Destanı" var.
Adı, Enuma Eliş.
Sümerce "Bir Zamanlar Gökyüzünde" demek.
Destan, Tanrıların doğuşunu ve dünyadaki düzenin bu ilk tanrılar tarafından nasıl kurulduğunu anlatır.
Enuma Eliş, güneş sistemimizin nasıl oluştuğunu ve bugün kutsal sayılan tüm dinlerin kökeni olan detaylara yer verir.
Bu destanı yazanlar kimlerdi?
Neden ismini "Bir Zamanlar Gökyüzünde" koyma ihtiyacı duydular?
Çıplak gözle göremeyecekleri kozmik olaylarla ilgili bilgileri onlara kimler verdi?

*.   *.   *

Afrika Mali'de yaşayan Dogonlar, atalarının Orion kuşağındaki Sirius gezegeninden geldiğine inanır.
Dogonlar'ın inancına göre insanlık dünyaya kozmik tohumlar taşıyan Nommo isimli bir uzay aracıyla gelmiştir.
Dogonlar, modern bilimin Sirius sistemini tek yıldız  sandığımız günlerde, Sirius-A ve Sirius-B'yi bilecek kadar uzay bilgisine sahiptiler.
Bu bilgiye nasıl sahip olmuşlardı?
Afrika'da kabile hayatı yaşayan bu insanlar, teleskop olmadan Sirius'u nasıl öğrenmişti?

*.  *.  *

Museviler'in kutsal kitabı Tevrad'ın Yaradılış bölümünde şöyle der.
"Yeryüzünde insanlar çoğalmaya başladı.  İlahi varlıklar insan kızlarının güzelliğini görünce beğendikleriyle evlendiler. İİlahi varlıkların insan kızlarıyla evlenip çocuk sahibi oldukları günlerde ve daha sonra yeryüzünde Nefiller vardı. Bunlar eski çağ kahramanları, ünlü kişilerdi."
Aynen böyle yazıyor.
O zaman sormak gerekiyor.
Kimdi bu insan kızlarla evlenen ilahi varlıklar?
Eski çağ kahramanları, ünlü kişiler denilen Nefiller kimlerdi?
Nefil'in iki anlamı var.
Biri "gökten düşen" demek.
Diğeri "dev."
Bu gökten düşen devler kimlerdi?
İlkel insanın hayal gücü mü?
Yoksa gelişmiş kozmik kökenli bir ırkın temsilcileri mi?
Yeryüzünde bu tanrı inancı bu Nefiller'den mi kaynaklandı?
Antik çağ insanlarının Orion'u kutsallaştırmalarının nedeni neydi?

*.  *.  * 

Tevrad ayrıca Enoch isimli bir peygamberden söz eder.
Kendisine defalarca kitap indirildiğine inanılır.
Hanok, Hermes, Thoth diye de anılır.
Adem'den sonra 7.peygamber ve Nuh'un atası olarak kabul edilir.
İslamda adı, İdris'tir.
Tevrad, Enoch'u, "Göklere yükseltilen" birkaç ölümlüden biri olup Elohim'le (Tanrı)  konuşmuştur" diye anlatır.
Ancak daha fazla detaya girmez.
Kitabından söz etmez.
Peki, kimdir bu göğe yükselen Enoch?
Yıl 1773'tü.
İngiliz gezgin James Bruce, Habeşiştan'da bir Kipti manastırında eski bir kitap buldu.
İbranice yazılmıştı..
Bu Enock'un kitabıydı..
Vatikan tarafından yasaklanmış ve Tevrad'tan çıkarılmış bir kitaptı.
1886'da Belgrad'ta bir başka baskısı bulundu..
O da İngiliz James Bruce'nin bulduğunun aynısıydı..
1946 yılında bir keçi çobanı, Ürdün Kumran Mağaralarında ceylan derisi üzerine Esseni dilinde yazılmış metinler buldu..
Bunlara "Ölü Deniz Parşömenleri" denildi.
Metinler hristiyanlığın ilk yıllarına aitti..
Tevrad'ın ilk versiyonlarından biriydi..
Onda da "Enoch'un Kitabı"na yer verilmişti..
Enoch kitabında,  yıldızlardan, uzaylılardan, uzaylıların dünyalılarla birleşmelerinden sözediyor  ve  "Tanrı'nın gökten kovduğu meleklerin yeryüzüne inmesinden sonra Nefilim hükümdarlığı başladı" diyordu.
Tufandan önceki çöküş devrinde Nefilimler'in  insanoğlunun yiyeceklerini tükettiklerini ve bunlar da yetmediğinde insanları yediklerini belirtiyor..
Enoch, Nefilimler'in doğaüstü yaratıklar olduğunu da belirtiyor.
Tevrad'ın içinde yer alan Enoch'un öğretileri önce Musevi din adamları tarafından halktan gizleniyor, ardından Laodikya konsili tarafından İncil'den de çıkarılıyor.

*   *    *

Ana akım bilim insanları ve din bu soruları toptan yok sayıyor.
Hatta saçma bulanlar bile var.
Bize öğretilenlere inanmamızı istiyorlar.
Oysa NASA'nın kurucusu,  gökbilimci, astrobiyolog Carl Sagan'ın şöyle bir sözü var.

"İnanmak istemiyorum, bilmek istiyorum."

14 Aralık 2019 Cumartesi

TANRIM O ÇANTANIN İÇİNDE NE VAR?


Yıl 1986 idi.
Mahmut Kılıç Şanlı Urfa'nın Örencik Köyü'nde yaşayan bir ihtiyar çiftciydi.
Bir şubat sabahı tarlasını kara sabanla sürerken büyük bir taşa takıldı.
Ne kadar zorlasa nafile.
Taşın etrafını biraz kazdı, gördüğü inanılmazdı.
Bu üzerinde 3 tane el çantası ve ilginç yaratıkların oyulduğu dev bir taş sütunun toprak üstüne çıkmış yüzüydü.
Kendisinin bu sütunu yerinden oynatması imkansızdı.
Biraz daha kazdı.
Sütunun hemen yanında 75 santimetre boyunda bir heykel buldu.
İhtiyar çiftci tarlayı sürmeyi bıraktı, heykeli alıp Urfa Müzesine koştu.
Mahmut Kılıç'ın bulduğu bu heykel insanlık tarihini değiştirdi.
Bulunduğu yer "Göbekli Tepe" idi.

*.   *.   *

Popüler tarih uygarlığın  M.Ö. 10 bininci yıllarda, tarımla başladığı varsayıyordu.
Tarım yerleşik hayatı, yerleşik hayat da kültürü, sanatı ve dini, kısacası  “uygarlık” dediğimiz gelişimi meydana getirmişti.
Klasik uygarlıklar sıralaması şöyleydi:
Sümer Uygarlığı (MÖ.4000): Dicle ve Fırat
Mısır Uygarlığı (MÖ.3500 ): Nil Nehri
Maya Uygarlığı (MÖ. 2600): Güney Amerika
Hint Uygarlığı (MÖ.2500): İndüs Irmağı
Çin Uygarlığı (MÖ.1500): Sarı Irmak
Bizim ihtiyar çiftcinin bulduğu Göbekli Tepe bu tarihi alt üst etti..
Çünkü Göbekli Tepe  tam 12000 yıllıktı..
Sümerler'den  7000, Stonehenge’den 7500, Piramitler’den de 8000 yıl eskiydi..
Bu klasik tarih biliminin iflasıydı.
İnsanlığın geçmişinin yeniden araştırılıp yazılması gerekliliğinin somut kanıtıydı.

*.   *.    *

Urfalı ihtiyar çiftçinin bulduğu dev taş sütunun üstünde 3 adet el çantası oyması vardı.
Bu 12000 yıl önce el çantası kullanıldığının da kanıtıydı.
Ancak arkeologları asıl şaşırtan dünyanın hemen hemen her köşesindeki kazılarda aynı model çanta oymalarına rastlanmış olmasıydı.
..Ve bu çantaları insanlar değil, o insanların Tanrıları taşıyordu.
Çantalar sanki tek fabrikadan çıkmış gibiydi..
Sümerler'de, Hititler'de, Asurlular'da, Mısırlılar'da, Aztekler'de, Mayalar'da, Hindistan'da, Afrika'da, Paskalya Adası'nda, hatta Bosna'daki kazılarda bile dev boyutlardaki tanrı figürlerinde hep el çantası vardı..
Afrika yerlileri Dogonlar el çantası kullanmıyordu ama bunu duvarlarını çiziyorlardı.
Birbirlerinden haberleri bile olmayan farklı kıtalardaki insanların çanta modası inanılacak gibi değildi..
Tarımla uğraşan insanların yanlarında el çantası taşıması mantıksızdı.
O zaman bu çanta taşıyan ve Tanrı olarak betimlenen dev heykeller kimlerdi?
Acaba ilkel insan bu çantayı kendisinden üstün olan bir ırkta gördüğü için mi kutsallaştırmıştı?.
Öyle ise kimdi bu çantacılar?.
..Ve o çantaların içinde ne vardı?
Neden insanlar onu her taşa oyacak kadar kutsallaştırdı?

Arkeoloji dünyası insanlığın geçmişi ile ilgili binlerce sorunun cevabını gün ışığına çıkarmaya çalışıyor.
Her yeni kazı geçmişimizle ilgili bilmediğimiz daha çok şeyin olduğunu kanıtlıyor.
..Ve her yeni bilgi insanlık tarihini yeniden yazdırıyor. Bakalım tüm dünyanın ortak kültürü bu 12000 yıllık çanta modasının sırrı ne zaman çözülecek?
O sır çözüldüğünde belki de asırlar boyu bize öğretilenlere gülüp, bilgisizliğimize üzüleceğiz.
Kim bilir?



Öne çıkan

PİYANOLARI DA ZİNCİRE VURURLAR

Bir piyanoyu neden susturmak ister bir rejim? Bu sorunun cevabı, sadece müzikte değil, müziğin taşıdığı anlamda gizli. Çünkü b...