30 Nisan 2021 Cuma

DOĞAL YAŞAM FOTOĞRAF SERGİMİ İZLEMEK İSTER MİSİNİZ?



Onlar aynı gökyüzü altında, aynı havayı soluyup, aynı suyu içtiklerimiz.
Dünya dediğimiz bu tek yuvamızda birlikte yaşıyoruz.
Uzaydan gelecek kozmik bir tehlike ya da bir iklim krizinde aynı kaderi paylaşıyoruz.
Ama uzağız birbirimizden.
Bizler doğayı terkedip, beton duvarların ardına sığınınca, hem özümüzden, hem onlardan uzaklaştık.
Oysa yıllar önce aynı mahalledeydik.
Şimdi yabancı gibiyiz.
Yabancıdan öte onların gözünde düşmanız!
Çünkü kapitalizm denen bu kahrolası sistem rant uğruna her gün doğayı biraz daha katlederek, onların yaşam alanlarını yok ediyor.
Pandemi günlerinde Datça Kırsalında onların fotoğraflarını çekmeye çalıştım.
Kimini saatlerce bekledim, kimi profesyonel bir model gibi poz verdi.
Hepsiyle arkadaş oldum adeta.
Hani Navaho Kızılderililerinin şarkılarında söylediği gibi
“Yeryüzünün sonuna gittim, gökyüzünün sonuna...
Dağların sonuna gittim.
Sonuna gittim, ormanın.
Ağaçların sonuna...
Arkadaşım olmayan bir şey bulamadım.”
Gerçekten doğa ve orada yaşayanlarla arkadaşız aslında.
İşte o arkadaşlarımızın fotoğraflarından çevrimiçi bir sergi hazırladık.
Sergide çok büyük katkıları olan Hüseyin Bayer dostuma yürekten teşekkür ederim.
Sağolsun, varolsun.
Dinleyeceğimiz müzik Can Atilla'ya ait.
Parçanın adı Mara Despina.
Ulaşabilseydim, kullanmak için izin isteyecektim ama serginin ticari bir amacı olmadığı için hoşgörüsüne sığınıyorum.
Aşağıdaki internet adresini tıkladıktan sonra galeri açılacak, play tuşuna basarak sergiyi gezebilirsiniz, karşınıza bir kapı çıktığında, açmak için fare ile üstünü tıklamanız yeterli.
Ayrıca manuel de fotoğraflara bakabilirsiniz.
İyi seyirler.









































18 Nisan 2021 Pazar

İŞTE DATÇA'NIN BAŞ BELASI



Tarih öncesiydi.

Yeryüzünde  devler ile tanrıların savaşı vardı.

Ege(Arşipel)  ve Akdeniz'de (Mare Nostrum) büyük çarpışmalar yaşanıyordu.

Datça’nın 9 mil açıklarında, Knidos’un tam karşısında Deniz Tanrısı Poseidon,  Dev Polyvotis ile savaşıyordu.

Polyvotis yenileceğini anlayınca kuzeye doğru kaçmaya başladı.

Poseidon devin kaçmasını önlemek için Kos Adası’ndan bir parça koparak üzerine attı.

Mitolojiye göre egenin karanlık sularında, dev kayanın altında kalan Polyvotis ölmedi, acı içinde her inleyişinde üzerinde oluşan adayı  sarstı.

Nisyros dediler bu adaya.

Homeros’un İlyada’sında da adı geçen Nisyros, meşhur 12 adadan biri.

Bizler İncirli Adası diyoruz.
Nisyros 41 kilometrekarelik çok küçük, şirin bir ada.

Ama çevresi için çok tehlikeli.

Çünkü volkanik.

Santorini gibi volkanik hattın tam üzerinde yer alıyor.

Ortasındaki Stefanos Krateri 300 metre çapında ve Avrupa'nın en geniş krateri.

Ayrıca lav tabakası sadece 4 kilometre aşağıda.

Fokur fokur kaynıyor.

Dumanlar, kükürt kokuları kraterden çevreye yayılıyor,

Antik çağdan bu yana sürekli volkan ve deprem üretiyor Nisyros ve çevresi.

Kayıtlara Rodos depremleri diye geçiyor.

Ve her şiddetli sarsıntıda Datça, Bodrum dahil çevresine her açıdan büyük zarar veriyor.

Örneğin MÖ 360’lı yıllarındaki depremin Datça yarımadasında haritayı bile değiştirdiği sanılıyor.

Türkiye’de uzmanlaşmış İngiliz Arkeolog George Bean ile meslektaşı John Cook 1949 ile 1955 yılları arasında yarımadada yaptıkları çalışmalar sonrası Datçalılar’ın bu deprem nedeniyle Burgaz’dan(Paleo Knidos) ayrılarak, Tekirburnu’nda Yeni Knidos’u kurduklarını savundular.

              Burgaz'daki eski Knidos limanları

MÖ 390’lı yıllarda federal para basacak kadar zengin olan Knidos’un deprem sonrası çok fakirleştiğini de belirtiyorlar.

Depremlerle birlikte gelen sismik dalgaların Burgaz’daki limanları sular altında bıraktığı, tektonik yükselmeyle taşan derelerin moloz yığınlarını Eski Knidos’un üzerine yığdığını savunuyorlar.

Tarihe “Büyük Rodos Depremi” olarak geçen ve Datça Yarımadası ile Bordum dahil tüm çevreye büyük zarar veren sarsıntının da Nisyros kaynaklı olabileceği belirtiliyor,

MÖ 199 yılındaki depremde de yine çevrede hasar çok büyük ve tarihçi Justinus bunu “Sarsıntı sonrası Thera ile Therasya arasında aniden bir ada ortaya çıktı” diye anlatıyor.

Justinus’un sözünü ettiği ada Santorini, tıpkı Nisyros gibi volkanik.



Nisyros bilinen en büyük patlamasını 1422 yılında yapmış.

Bu patlamanın Knidos’tan izlendiği tarihi kayıtlarda var.

Stefanos kraterindeki son hareketlenme ise 1800’lü yılların ortaları. 

Ürettiği son büyük deprem 1933 yılında,

Yarımadaya büyük zarar verdiği 400’ten fazla evin harap olduğu, depremin tsunami yarattığı o günün gazetelerinde yer alıyor.


Hatta 26 Nisan 1933 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nin haberinde Nisyros un battığı bile belirtiliyor.


Datça son bir aydır sürekli sallanıyor.

Polyvotis acı içinde inliyor.

Nisyrosve çevresinde günde 100’den fazla deprem oluyor.

Tam bir fırtına.

Çoğunu hissetmiyoruz ama şiddet 5’i geçince ürperiyoruz.

Ve uzmanlar uyarıyor.

Dokuz Eylül Üniversitesi Deprem Araştırma ve Uygulama Merkezi Müdürü Prof. Dr. Hasan Sözbilir iki gün önce tsunami tehlikesine dikkat çekti.

Sözbilir şöyle dedi.

“Datça açıklarında  hem volkanik etkinlik anlamında aktif volkanlar söz konusu hem de ciddi anlamda diri faylar mevcut. Bölgedeki depremler 10 gündür sürüyor. ‘Nisyros’ adlı volkanın güneyinde sürüyor. 5 ve 4 büyüklüğünde çok sayıda deprem oldu. Deprem fırtınası şeklinde gerçekleşiyor, Nisyros eski yıllarda da ciddi aktivitesi olan bir yer. Adada bir kaldera var. Bu kalderanın içinde de gaz çıkışları devam ediyor. Dolayısıyla diri bir volkan sınıfında değerlendiriliyor. Burası bu volkanizmaya bağlı depremsellik niteliği taşıyorsa bölgedeki depremler sürerse deniz altında heyelanlar devreye girebilir. Belki de Datça’da güney kesimlerinde tsunami tehlikesine yol açabilir.”

Bilimin söylediği bu.

Öyleyse sorulacak soru da şu.

“Datça depreme hazır mı?"


 Datça Yarımadası'nı etkileyen büyük depremler





13 Nisan 2021 Salı

KARGI'YI SAVUNMAK, YAŞAMI SAVUNMAKTIR.




Datça’nın en güzel koylarından Kargı’da 128 dönümlük bir arazinin otel ve otopark yapılması için Cumhurbaşkanlığı kararıyla Özelleştirme İdaresi’ne devredilmesi koruma altındaki Akdeniz Folkları (Monachus monachus) için de çok büyük bir tehdit.
Çünkü Kargı Koyu Akdeniz Foklarının yaşam alanlarından biri.
Söz konusu arazinin çok yakınında bir denizaltı mağarasında yuvalandıkları da biliniyor. Geçtiğimiz yıllarda o bölgede fotoğrafı bile çekildi
Üstelik Birleşmiş Milletler Çevre Programı Akdeniz Eylem Planı çerçevesinde Türkiye’nin Akdeniz Fokları’nı Korumak için Ulusal Eylem Planı bile var.
Orman Bakanlığı ile Sualtı Araştırmaları Derneği Akdeniz Foku Araştırma Grubu’nun (SAD-AFAG) hazırladığı eylem planında, Datça Yarımadası en ucundaki Knidos Burnu’ndan Kargı Koyu dahil Datça İlçesi batı girişine kadar olan kıyılardaki yerleşim yerleri ve kıyı tesisleri dışında kalan yapılaşmamış ve el değmemiş tüm kıyılar Akdeniz Fokları’nın yaşam alanı olarak gösteriliyor.
Eylem planında fokların korunması için sıralanan maddelerde şu ifadeler çok dikkat çekiyor.

"Önemli Akdeniz Foku Yaşam Alanlarının içinde bulunan Milli Parklar, Özel Çevre Koruma Bölgeleri ve SİT Bölgelerinde yasadışı biçimde inşa edilen turistik tesisler, özel ev ya da yazlıklar veya yeni yol yapımı, başta Valilikler olmak üzere Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ilgili bölge müdürlükleri yetkilileri tarafından izlenmelidir. Yasadışı kıyı yapılaşmasının olduğu tespit edildiğinde bu tip yapılar durdurulmalı ve yıkılarak habitatın geri kazanımı sağlanmalıdır.” *

Bilimsel araştırmalardan ve eylem planından anlaşılıyor ki, Kargı’da yapılması düşünülen otel ve turistlik tesisler koyun habitatına büyük zarar verecek ve zaten sayıları az olan Akdeniz Fokları’nın yaşam alanını gasp edecek.
Ve bu suları terkedecekler.
Buna kimsenin hakkı yok.
Bu yüzdendir ki, Kargı’yı savunmak Akdeniz Foklarını savunmaktır.
Fokları savunmak Datça'yı savunmaktır.
Datça’yı savunmak, doğal yaşamı savunmaktır.
Bırakın Datça doğal kalsın.
Bırakın Akdeniz Fokları yaşasın.

#DatçayıSavunuyoruz
#DatçaDemokrasiPlatformuKentSavunması


(*) 
https://www.researchgate.net/publication/338108426_Akdeniz_Fokunun_Monachus_monachus_Turkiye%27de_Korunmasi_Ulusal_Eylem_Plani 

11 Nisan 2021 Pazar

NEYZEN TEVFİK VE KARGI KOYU


Dünyanın halini sordular benden,
Halimiz hal değil ne gelir elden,
Yama dikiş tutmaz giren iğneden
Ben böyle halin ..... ........

Bozuk bu dünyanın düzeni kaydı,
Bu düzen zulmünü her yere yaydı,
Düzen değişse de düzülen aynı,
Ben böyle düzenin ..... .......

Devletin malına deniz demişler
Yemeyen garibe domuz demişler,
Utanmayıp içine de etmişler,
Ben böyle denizin ..... ......

Haramiler her şeyi yeyip bitirmiş,
Malı hamuduyla alıp götürmüş,
Doymamış, donuna da göz dikmiş,
Ben böyle malın ..... .......

Helal-haram paraları kapmışlar,
Çok gelince keselere tıkmışlar,
Dantelli kefene cep yaptırmışlar,
Ben böyle paranın ..... .......

Beylerin elinde ateşten kırbaç,
Umurunda değil, niceleri aç,
Yiğitler olmuş, soğana muhtaç,
Ben böyle kırbacın ..... .......

Efendiler yapar saraylarda vals,
Bize kalan ise çakallarla dans,
Onlara kız yağsa, bize düşen Hans,
Ben böyle dansın ..... .......

***

Diyeceksiniz ki, nereden aklına geldi Neyzen Tevfik.
Sevgili Mustafa Atamer'in çektiği Kargı Koyu fotoğraflarına bakıyordum.
Birden aklıma geldi.
Eskiler anlatır.
Derler ki, üstad en güzel neylerini yapmak için İstanbul'dan yola koyulup Datça'ya gelir ve Kargı Koyu'ndan kargı toplarmış.
O güzelim manzarada, içer içer döktürürmüş.
Yaşasaydı ve bugünleri görseydi neler derdi acaba?
Kargı Koyu'nun sermayeye peşkeş çekilmesine sessiz kalır mıydı?
Kim sanmam.
#KargıKoyuDoğalKalsın
#DatçayıSavunuyoruz.


10 Nisan 2021 Cumartesi

TEHLİKEDEKİ KARGI KOYU VE KARGI'DA DOĞMUŞ BİR DATÇA TÜRKÜSÜNÜN HAZİN ÖYKÜSÜ


Fotoğraf: Mustafa Atamer



1930lı yıllardı.
O yıllarda Datça köylüsü için Kargı Koyu ve özellikle Kargı Deresi odun deposuydu.
Derenin etrafında büyüyen Pinar ağaçları (Kel Palamut) soğuk kış günlerinin kurtarıcısıydı.
Eski Datça halkı dini bayramlardan bir kaç gün önce nacakları (balta) alır, eşekler ve at sırtında şarkılar ve türküler eşliğinde Kargı’ya gider, Pinar odunu keserdi.
Bu bir gelenekti.
İşte böyle bir bayram öncesi Eski Datçalı gençler sabahın erken saatlerinde kalkıp, eşek ve at sırtında Kargı Deresinin yolunu tuttular.
Neşeleri yerindeydi.
Hep birlikte söyledikleri türküler Kargı vadilerinde yankılanıyordu.
Gençlerin arasında Osman da vardı.
Osman yakışıklı, kara kaşlı, ela gözlü, kibar ve güçlü kuvvetli bir delikanlıydı.
Nişanlısı Nergise çok tutkuluydu ve onu hiç aklından çıkarmıyordu.
Dereye vardıklarında herkes gözüne kestirdiği bir Pinar ağacında kesime başladı.
Osman da bir yandan baltayı savuruyor, bir yandan Nergisi düşünüyordu.
Ama o bir anlık dalgınlık yok mu?
Osman yanlışlıkla baltayı dizine kaydırdı.
Acı bir feryatla ve kanlar içinde yere yıkıldı.
Baltayı o kadar güçlü vurmuştu ki, bacağı dizinden koptu topacaktı.
Gençler hemen Osmana koştular.
Bir eşeğin sırtına bindirerek Eski Datçaya yola koyuldular.
Ama ne yazık ki Osman, yolda aşırı kan kaybından can verdi.
Eski Datçaya vardıklarında artık yaşamıyordu.
Haberi duyan yasa boğulmuştu.
Özellikle de Osmanın nişanlısı Nergis.
Feryadlar içinde kendini yerlere atıyordu.
Ve orada, o anda ağıdını yaktı.

“Kargı Deresinin Piynar Odunu
Nacaklar mı yardı yavrum, senin budunu.
Aman gel kaçalım.
Arabacı yol ver geçelim.(1)

Nergisin bu ağıdı kısa zamanda dillere pelesenk, Muzaffer Sarısözenin türküsüne derleme oldu.
O yıllarda Kargı Deresi değirmencisi Hakkı Çavuş, bu türküyü dilinden düşürmüyordu.
Bir gün Bodrumdan gelen dostları Müsgebi(Ortakent) köyünden kemancı Köroğlu(Hasan Hüseyin Salım) ile kardeşi tamburi Fatmaya Osman ile Nergisin hikayesini anlattı ve defalarca bu türküyü söyledi.
Türkü, kemancı Köroğlu ve tamburi Fatma tarafından Bodruma taşındı ve orada da halkın en sevdiği türkülerden biri oldu.(2)




Bu türkü Eski Datçanın türküsüdür.
Gerçek bir olayın öyküsüdür.
Kargının tarihi, geleneği, geçmişidir.
Datçada özel bir yeri vardır ve düğünlerde oyunu oynanır.

Bugünlerde Kargı Koyu gündemde.
Ne yazık ki, tarihiyle, kültürüyle, türküleriyle değil katledilme tehlikesi ile gündemde.
Biliyorsunuz, bir kaç gün önce bir Cumhurbaşkanlığı kararıyla Kargı Koyunun 128 dönümlük en güzel arazisi Özelleştirme İdaresine devredildi.
Kamuya yani Datça halkına ait arsa bir işadamı satılacak ve oraya dev gibi beton yığını bir otel dikilecek.
Geçmiş uygulamalardan çok iyi biliyoruz ki, o otel kısa sürede Kargı Koyu'nu da halka kapatacak, oradaki küçük esnafa da yaşama hakkı tanımayacak.
Buna seyirci kalamayız.
Buna göz yumamayız.
Türkülerimizi susturmak istiyorlar.
Yusuf Hayaloğlu diyor ya;

Türküleri yakmayın!
Türküler çicektir, en umutsuz zamanda açar.
Kavgayı uzatmayın kardaş.
Yüzyıllardır tuz döke-döke
Çürüdü bu yaralar.
Kanatmayın diyorum, kanatmayın.”

Yeter artık.
Bırakın Kargı Koyu Doğal Kalsın.
Bırakın Türkülerimiz Susmasın.
Sözü yine Yusuf Hayaloğlu ile bitirelim.
"Türküleri dövmeyin
Türküler gözyüzüdür karanlığa çakar
Üstümüze gelmeyin kardaş."

Kaynaklar.
(1) Avukat Yusuf Ziya Özalp(Datça tarihi yazıları) 
(2) Mehmet Uslu(Türkülerin sözleri, yorum, öykü ve anıları)

NOT 1: Bu bilgilere ulaşmamda isim ve kaynak veren GÖKÇER KARAAĞAÇa teşekkür ederim. 
NOT 2: Paylaştığım Türküyü söyleyen Mesudiye'de yaşayan müzisyen Ender Kasal'dır

Öne çıkan

PİYANOLARI DA ZİNCİRE VURURLAR

Bir piyanoyu neden susturmak ister bir rejim? Bu sorunun cevabı, sadece müzikte değil, müziğin taşıdığı anlamda gizli. Çünkü b...