3 Şubat 2021 Çarşamba

BU TOPRAKLARDAN BİR ŞADAN GÖKOVALI GEÇTİ.




Dünya ozanlarının babası Homeros İzmirli'ydi.
Dünya tarihinin atası Heredot Bodrum'lu.
Bilimin, felsefenin babası Thales Söke'liydi.
Antik çağın en büyük bilgesi Bias da Söke’li.
Coğrafyanın babası Strabon Amasya’lıydı.
Dünyanın ilk şehir planlamacısı Hippodamos Aydın'lı.
Cepte taşınabilen güneş saatlerini icat eden Eudoxus Datça'lıydı.
Dünyanın Yedi Harikasından biri olan İskenderiye Feneri'ni yapan mimar Sostratus da Datça'lı.
Anadolu halklarının savunucusu Hektor Çanakkale’liydi.
Jule Verne’den asırlar önce uzay romanları yazan Lukianos Adıyaman'lı.
Büyük İskender'e “Gölge etme, başka ihsan istemem” diyen, gündüz elinde kandille “adam arıyorum” diye dolaşan Diyojen Sinop’luydu.
Ressamlar prensi Perhasios Efes’li.
"Güneşe ve aya tapılmaz, ikisi de taş kütlesi" diyen Anaxagoras Urla'lıydı.
Geometrinin öncülerinden matematikçi Apollonius Antalya'lı.
Bu bilgeler gibi bir bilge daha yaşadı bu topraklarda.
Prof.Dr.Şadan Gökovalı.
Benim üniversite hocamdı, mitolojiyi, arkeolojiyi, hatta kozmosu bana sevdiren insandı.
Bu kadim topraklara nice kültür tohumları eken bir bilgeydi.



Şadan Gökovalı kelimelerle anlatılacak bir insan değil.
En azından benim dağarcığımdaki kelimeler yetersiz kalır.
Ama yine de anlatmak istiyorum.
1939 yılında dünyaya gözlerini açtığında, 8 çocuklu bir ailenin tek erkek evladı olmuştu.
O yıllarda Gökova bataklıktı.
Sıtma ve salgın hastalıklar nedeniyle insanlar ölüyordu.
Dört kardeşini bu yüzden kaybetti.
Babası Mehmet köyün muhtarıydı.
Sevilen, sayılan, çalışkan, bilgili bir insandı.
Bataklığı kurutup hem sağ kalan çocuklarını, hem de köylülerini kurtarmak istiyordu.
Dönemin Valisi Recai Güler'le görüştü.
Ziraatçilere danışıldı.
Bilim insanlarına ulaşıldı.

Bataklığı kurutmanın tek çaresi okaliptus fidanı dikmekti.
Ancak, ülkede bu ağaçtan yoktu.
Devreye Bodrum'da yaşayan Cevat Şakir Kabaağaçlı girdi.
Avusturalya'dan okaliptus fidanları getirildi.
Köylüler el ele verdiler. Örnek bir imece ile günlerce çabalayıp, 3 kilometre boyunca fidanları diktiler.
Okaliptuslar büyüdükçe bataklık kurudu.
Böylece Gökova hastalıktan kurtulmuş oldu.
Bugün Marmaris'e giderken, Gökova'da gördüğünüz o okaliptuslu yol, Şadan Gökovalı'nın hayata merhaba dediği yıllarda yapılan yoldur.
Şadan Gökovalı'nın doğduğu coğrafya binlerce yıl kültür ve sanatla yoğrulmuştu.
Bu topraklar bilgelerin topraklarıydı.
İbni Haldun'un "coğrafya kaderdir" sözünü doğrularcasına, Gökovalı'nın kaderini doğduğu coğrafya belirledi.
Babası dahil, çevresindeki insanlar asırlar boyu nesilden nesile aktarılan kadim bilgilerle dolu, doğa ve tarih ile iç içe, çalışkan, araştırmacı, yardımlaşmacı ve üreticiydi.
"İnsan yaşadığı yere benzer" der, Edip Cansever.
Gökovalı da yaşadığı yere benzedi.
Doğa ve tarih ile ilgilendi, kültüre, sanata, mitolojiye merak sardı.
Çalıştı, çabaladı, araştırdı ve sürekli üretti.
Öğrenmekten hiç vazgeçmedi.
Ve sonunda Prof.Dr.Şadan Gökovalı oldu.
Bir insanın kaç yeteneği olabilir?
Bir insan kaç işi yapabilir?
Bir insan hem gazeteci, hem şair, hem yazar, hem ozan, hem araştırmacı, hem akademisyen, hem radyo-televizyon programcısı, hem turist rehberi, hem tarihçi, hem mitolog olabilir mi?
Prof. Dr. Şadan Gökovalı bunların hepsi oldu.
Mitolojiyi şiire çeviren insandı Şadan Gökovalı.
Anadolu'nun öz kültürünü milyonlara ulaştıran bir bilge.




Cevat Şakir Kabaağaçlı ile Azra Erhat'ın manevi evladıydı.
Onlardan öğrendiği bilgiyi milyonlara aktarandı.
Cevat Şakir "ölsem, ölüm beni yenemeyecek, çünkü Şadan var" demişti.
Vasiyet gibi bir sözdü.
Öldüğünde, bu vasiyeti yerine getiren, onun tüm makale, öykü ve romanlarını daktilo eden, yayınlayan ve kitaplarının önsözünü yazan kişiydi Şadan Gökovalı.
En karanlık günlerde cesaretiyle etrafına aydınlık saçan insandı ayrıca.
81 yıla 81 asır sığdırdı.
Homeros'tan Heredot'a, Dede Korkut'tan Yunus'a 3000 yıllık bir kütüphaneydi.
O bilgelerle birlikte yaşasaydı, hiç şüphesiz bugün ders kitaplarında okutulan isim olurdu.
81 yılda 30’a yakın kitap yazdı.
Şiirler, öyküler, araştırmalar.
Yüzlerce makale.
Onlarca ödül.
1967’de Knidos’u, 1968’te Efes’i, 1971’de Fethiye’yi, 1978’de de Bergama’yı “En iyi yazan yazar” seçildi.
Muğla ve İzmir kültürüne, Anadolu uygarlığına en iyi hizmet eden insan ödülüne layık görüldü.
Türkiye'de turizm rehberliğinin öncüsü oldu.
Geçen sene bir belgeseli çekildi.
İzmir’de, Gökova’da ve Datça'da üç caddeye, Akyaka’da bir sokağa adı verildi.
Menteşe’de adına yapılmış 3 bin kişilik bir açık hava tiyatrosu var.
Ve doğduğu yerde, Gökova’da “Prof. Dr. Şadan Gökovalı Kültür Evi” bulunuyor.
Şadan Gökovalı Homeros'un günümüze ulaşan sesiydi.
Ve o ses 81 yaşında son nefesine kadar aynı şeyi söyledi.
"Ben her şeyden önce öğrenmeyi sevdim."
Aslında sadece öğrenmeyi sevmedi, halkına öğretmeyi de sevdi.
Unutulur mu şu sözleri.
"Ben halkım, hey!
Feleğin sillesini çok yemişim.
Kalem vermemişler elime.
Diyeceklerimi türkülerle demişim."
Hocam, meslektaşım, ustam, sen Edip Cansever gibi, “gülmek, bir halk gülebiliyorsa gülmektir” diyenlerdendi.
Bazıları için ölümün hükmü yoktur,
Prof.Dr. Şadan Gökovalı gibiler ölümsüzdür.


1 Şubat 2021 Pazartesi

DATÇA'DA AKIL ALMAZ BİR CİNAYET VE BİR LİNÇ HİKAYESİ


İstanbul Medeniyet Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Eski Çağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi DR.OĞUZ YARLIGAŞ'a teşekkürlerimle.



MÖ 6'ncı yüzyıldı.

Knidos’ta bir gece yarısı Khrysippos oğlu Euboulos adlı gencin cesedi bulundu.

Kafası yarılmış, cinayete kurban gitmişti.

Aile büyük bir üzüntü içindeydi.

Katil kim olabilirdi?

Kim biricik evlatlarını öldürmüştü?

Olağan şüpheli Euboulos’la arası hiç iyi olmayan yaşıtı ve adaşı diğer Euboulos’tu.

Anaksandridas oğlu Euboulos.

Üstelik ceset şüphelinin hemen evinin önünde bulunmuştu.

Khrysippos ailesi ve onları destekleyenler kararlarını verdiler.

Katil Anaksandridas oğlu Euboulos’tan başkası olamazdı.

Öyleyse kanın bedeli kan olmalıydı!

Büyük bir kalabalıkla evini bastılar ve cinayet zanlısı olarak gördükleri genci, suçlamaları reddetse bile  orada linç ederek öldürdüler.

Olaylar bununla da bitmedi.

Khrysippos ailesi ile Anaksandridas aileleri arasında büyük kavgalar, tartışmalar çıktı.

İki cinayet Knidos'ta düzeni bozan bir gerginliğe neden olmuş, halk arasında kutuplaşma ve karışıklık yaratmıştı.

Hava barut gibiydi.

Kent adeta kaynıyordu.

Can güvenliği kalmayan Anaksandridas ailesi, kentte asayişin sağlanması için Roma mercilerine başvurdu.

Datça’dan gemiye atlayıp, soluğu Roma’da alan iki yetkili, Knidos’taki  bu cinayetleri İmparator Augustus’a anlattılar.

Augustus olayı iyice dinledikten sonra en güvendiği isimlerden biri olan müfettiş Asinius Gallus’u cinayetleri soruşturması için Datça’ya gönderdi.


Gallus önce tanıkları topladı ve tek tek ifadelerini aldı. 

Tanıklar çelişkili konuşuyordu.

Bunun üzerine iki aileyi dinledi.

Ancak aileler de kesinlikte suçlamaları kabul etmiyor aksine ısrarla birbirlerini suçluyorlardı.

Gallus cinayeti çözmek için farklı bir yöntem bulması gerekiyordu.

Sonunda buldu ve iki evde bulunan kölelerin olan bitenleri duymuş ya da görmüş olabileceklerine karar vererek, köleleri sorguladı.

Bu yöntem işe yaramıştı.

Gallus cinayetleri çözmüştü.

Ancak, kentte kimseye bir şey söylemeden Datça’dan ayrılarak tekrar Roma’ya döndü.

Knidos’ta herkes meraklı bir bekleyişe başladı.

Gallus Roma’ya sunduğu raporda ne yazıyordu?

Katil kimdi ve hangi aile suçluydu?


Yaklaşık bir ay sonra Roma’dan Datça’ya bir mektup ulaştı.

Yazan İmparator Augustos’tu.

Mektupta tüm olay en ince ayrıntılarıyla anlatılmaktaydı.

Olay gecesi, Anaksandridas’ların evinin önüne gelip ilk sataşmayı başlatan, bağırıp çağıran Khrysippos oğlu Euboulos ile abisi Phileinos’tu.

İkili evdekileri taciz ediyor, mülke zarar veriyordu.

Bunun üzerine Anaksandridas evdeki kölelere dışarıdakileri uzaklaştırması için talimat verdi.

Kölelerden evde lazımlık olarak kullanılan kovaları Euboulos ile abisi Phileinos’un üzerine boşaltmaları istedi.

İşte ne olduysa o anda oldu.

Kölelerden birinin elinden kayan lazımlık, Euboulos’un kafasına düşüp ölmesine neden oldu.

Cinayette Anaksandridas oğlu Euboulos’un hiç suçu yoktu.

Günahsız olduğu halde linçe kurban gitmişti.

İmparator Augustus mektubununun sonunda kent sakinlerine çok sert uyarılarda bulundu ve Knidos’ta artık  gerginliğe asla izin verilmeyeceğini, kavgayı sürdürenleri de sert şekilde cezalandıracağını açıkladı.

Bir daha böyle bir şey yaşanmaması için de olayın kayıtlara geçmesini istedi.

Augustos’un emriyle Knidoslular kentin merkezine bu cinayeti anlatan bir yazıt diktiler.

Derler ki,

Datça Yarımadası o günden sonra linç kültüründen uzak durdu.


Kaynak: DR.OĞUZ YARLIGAŞİstanbul Medeniyet Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bölümü, Eski Çağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.




2000 yıl önce yaşanan olayın animasyonla anlatımı

Öne çıkan

PİYANOLARI DA ZİNCİRE VURURLAR

Bir piyanoyu neden susturmak ister bir rejim? Bu sorunun cevabı, sadece müzikte değil, müziğin taşıdığı anlamda gizli. Çünkü b...